|
0-6 YAŞ
ÇOCUKLARININ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ
GİRİŞ
İnsan gelişimi; çevre ve kalıtım arasındaki sürekli ve
karşılıklı etkileşimin ürünüdür.Öğrenme, yaşantı ve
olgunlaşma sonucu organizmada görülen sürekli ve
düzenli değişikliklerdir. Büyüme; gelişmeye oranla daha dar
kapsamlı bir kavramdır.Bedenin boy, kilo ve biçim olarak
artması anlamına gelen büyüme kalıtım ve çevre faktörüne
göre değişir.
Olgunlaşma ; öğrenme
yaşantıları ve çevresel değişkenlerden bağımsız olarak
organizmanın belli bir biyo-fizyolojik yetkinliğe
ulaşmasıdır.Birçok devinsel beceriyi gösterme, olgunlaşma
düzeyine bağlıdır.Örneğin bebeğin, başını kontrol eden
kaslar yeterli bir gelişme aşamasına ulaşmadan, başını dik
tutması beklenemez.
Öğrenme; yaşantı ve uygulama sonucu davranışta oluşan
oldukça kalıcı değişikliklerdir.
Gelişim görevleri; insan yaşamının bazı dönemlerinde sahip
olması gereken belirli beceriler, yetenekler ya da görevleri
dile getirir. Bu görevlerin yerine getirilmesi bireyin
yaşamının bir sonraki dönemindeki gelişim için önemlidir.
Gelişimin Temel İlkeleri
1. Gelişme, genetik ve çevresel değişkenlerin karşılıklı
etkileşiminin ürünüdür; örneğin, kalıtsal zeka
potansiyelinin uygun eğitim yaşantılarıyla
desteklenmemesi halinde, yeterince gelişmediği
bilinmektedir.
2. Gelişim yaşam boyu sürer.
3. Gelişimin kritik dönemlere özgü özellikleri, hem düzenli
hem sıçramalı bir seyir içinde gerçekleşir , örneğin;
çocuğun duygusal ve dilsel gelişimi arttıkça,
konuşması da gelişirken, yürümenin başladığı aşamada konuşma
yeterliliği bir ölçüde duraksar.
4. Gelişim içten dışa, baştan ayağa doğrudur; öncelikle
başın ve sırayla gövde, kol ve bacakların geliştiği
bilinmektedir.
5. Gelişim genelden özele, bütünden parçaya doğrudur.Örneğin
çocuklar belli bir gelişim aşamasında, sadece ellerini bir
bütün olarak kullanırken, ince
kasların gelişimi başla maktadır.
6. Gelişim özellikleri ayrılmaz bir bütün oluşturur.Örneğin
çocuğun zihinsel gelişimi, dil gelişimini hem etkilemekte
hem de ondan etkilenmektedir.
7. Gelişimin kritik dönemleri vardır.Gelişmenin kritik
dönemlerinde birey belli öğrenme yaşantılarına ve çevresel
etkenlere daha duyarlı hale gelir.Örneğin
0-3 yaş grubu içinde, çocuğun temel güven, sevgi ve kabul
görme güdülerinin doyurulması, ileri yaşlarda özerk ve
bağımsız bir bireyselleşme yetkinliğine ulaşmasını sağlar.
8. Gelişim bireysel farklılıklar gösterir.
0-6 YAŞ ÇOCUKLARININ FİZİKSEL GELİŞİMİ
Bebeklik döneminde (0-2) fiziksel gelişim, doğum öncesinde
olduğu gibi, doğum sonrasında da kalıtım ve çevrenin
etkisiyle oluşmaktadır.Doğumda döl yatağının
güvenli ortamından ayrılan bebek, çeşitli dış uyaranların
etkisi altındaki yeni yaşam alanına geçer. Fiziksel
gelişimin en hızlı olduğu dönem ilk aylardır.Doğum sırasında
bebeğin boyu hızla uzamaya başlar, ancak yaş ilerledikçe
uzama giderek yavaşlar örneğin bebek doğumdaki boy
uzunluğunu; üçüncü ayın sonunda % 20’sini, bir yaşına dek
%50, iki yaşına kadar ise %75 oranında geliştirir.Benzer bir
durum ağırlık içinde geçerlidir. Bebek beş aylıkken
doğumdaki ağırlığının iki katına, on iki aylıkken üç katına
ulaşır ancak ikinci yaşın sonuna doğru, ağırlık arştın da
yavaşlama başlar. Kız bebekler, boy ve ağırlık açısından
erkeklere oranla daha yavaş gelişirler. Fakat her iki
cinsiyette de doğumdaki boy ile yetişkinlik döneminde
ulaşılabilecek boy arasında bir ilişki vardır. Bununla
birlikte diğer bedensel gelişme öğeleri için olduğu gibi,
boy için de beslenme ve çevre koşulları önemi bir etkendir.
Bu dönemde baş toplam beden uzunluğunun dörtte biri
kadardır.Bacaklar, kollara oranla daha kısadır.Sinir sistemi
gelişiminde önce, baştaki sinirler, daha sonra kol ve bacak
sinirleri gelişir. Bebeklerin solunum yapma sayısı,
yetişkinlere göre yaklaşık iki buçuk kat daha fazladır.
Bebeklerin kalp atışları da yetişkinlere oranlara iki kat
daha fazladır. Bebeğin her türlü besini sindirecek bir sinir
sistemine sahip olması ikinci yaşın sonun da
gerçekleşir.boşaltım sistemi de sindirim sisteminin
gelişimine paralel olarak gelişir. Ancak bebeğin çişini
tutmasını sağlayan sidik torbasının kas gelişimi 12-30 aylar
arasında gerçekleşir.Bu nedenle anne babaların tuvalet
eğitiminde, gelişimin kritik dönemleri ilkelerine uygun
davranmaları ve bebeklerine gerekli hoşgörü ve esnekliği
göstermeleri gerekir. Bebek ilk süt dişlerini 5-8 aylar
arasında çıkarmaya başlar. Kasların gelişiminde de önce
kalın sonra ince kaslar gelişir. 0-2 yaş döneminden sonra
fiziksel büyüme nispeten daha yavaştır. Bu dönemde kızların,
erkeklere oranla ince motor kasları hızla gelişir. Bu
nedenle kızlar denge sağlama, makas kullanma veya kalem
tutma becerileri açısından, erkeklerden daha başarılıdırlar.
Altı yaşındaki çocuk beyni büyük ölçüde yetişkin beyninin
fiziksel büyüklüğüne ulaşır. Gelişim baştan bedene doğru
olduğu için çocuklar kas-zihin koordinasyonunda çeşitli
güçlüklerle karşılaşırlar. Örneğin sağa sola hızlı
dönüşlerinde, dengelerini yitirirler. Tırmanma, zıplama,
topla oynama becerileri de yeterince gelişmemiştir. Altı
yaşındaki çocuk doğum ağırlığının 7-8 katına erişir. Dört
yaşında bir çocuk, doğumdaki boyunun iki katına ulaşırken,
altı yaşındaki çocuk, bundan 10-12 cm daha uzundur.
FİZİKSEL GELİŞME SÜRECİNDE YETİŞKİNLERİN DİKKAT ETMESİ
GEREKEN KONULAR
Çocuklar, değişik genetik yapılara ve çevresel koşullara
sahip oldukları için fiziksel gelişimin her döneminde bazı
farklılıklar gösterebilirler. Anne babalar, öğretmenler bu
durumu doğal karşılamalı ve çocuklar arasında fiziksel
gelişme açından karşılaştırmalar yapmamalıdır.
Belirli bir gelişme ve olgunlaşma düzeyine yetişemeyen
çocuğun, başaramayacağı etkinliklere zorlanması öğrenmeye
karşı olumsuz tutumlar göstermesine neden olur. Örneğin
öğrenme yaşantıları, özellikle 0-6 yaş arasında
oyunlaştırılarak kazandırılabilir.
Çocukların fiziksel gelişme dönemlerinde yetersizlikler
göstermeleri doğal karşılanmalıdır. Uygun eğitim
yaşantılarının sağlanmasıyla bu yetersizlikler kolayca
giderilebilir. Örneğin 2-6 yaş grubu çocuklarının büyük
fırçalarla tuvale resimler çizmeye özendirilmesi, lego gibi
kas zihin koordinasyonunu güçlendiren,
oyuncaklarla oynama olanağına kavuşturulması,
hazırbulunuşluk düzeyine yükselmesine neden olur.
Çocukların fiziksel gelişimleri hakkında önce
yetişkinlerin, yetişkinler tarafından da çocukların
bilgilendirilmesi gerekir.
Çocuklar her dönemde yetişkinlerin yönlendirmelerine
gereksinim duyarlar. Bu yönlendirmeler, belli fiziksel
gelişim dönemlerinin özelliklerine göre değişir.
Çocuklar fiziksel donanımları yetersiz olduğu için, bazı
etkinliklerde başarısız olmaları halinde, kesinlikle
suçlanmamalıdır.
PSİKO-SOSYAL GELİŞİM
Psiko-sosyal gelişme, bilişsel, duyuşsal ve ahlaki boyutları
olan kompleks bir kavramdır. Bu kavramların hepsi büyük
ölçüde eş zamanlı olarak oluşan ve karşılıklı
olarak birbirleriyle etkileşen değişkenlerin ürünüdür.
Biliş: çevremizi öğrenme ve anlamayı içeren zihinsel
etkinlikler karşılığı olarak kullanılır ve yaklaşık olarak
düşünme terimi ile eş anlamlıdır. Örneğin çocuk belli bir
biyolojik gelişme evresine ulaşmadan konuşamaz. Ayrıca eğer
çocuğun konuşma denemeleri, anne baba tarafından gerektiği
şekilde ödüllendirilmez ve yönlendirilmezse, konuşma
becerisinin yeterince gelişmesi beklenemez.
Piaget’in Bilişsel Gelişme Evreleri (0-6 yaş)
Duyusal Motor Evre (0-2 yaş)
Bu evrede bebek dış dünyayı ve kendini keşfetmek için
duyularını ve motor becerilerini kullanır. Çevreyi keşfetme
çabasında, doğuştan gelen duygusal,
hareketsel yeteneklerini kullanır. Çocuk bu evrede
nesnelerin ne olduğunu anlamak için tuttuğu şeyleri ağzına
götürür.Ayrıca emme, tutma, yakalama gibi basit
edimlerle kendi vücudunu ve çevresini tanımaya çalışır.Duyu
organlarını ve bedenini kullanabilmeyi öğrenir. Örneğin
bebek beş aylıkken, bir çıngırağı bilinçli olarak sallar,
ellerinin vücudunun bir parçası olduğunu anlar, hoşlandığı
edimleri haz duyarak tekrarlar. Ancak bebek, bilişsel olarak
kendini yönetme ve uyaranlara bilinçli bir biçimde tepkide
bulunma yeteneğinden yoksundur. Bu evrede önemli bir başka
gelişme, nesnelerin kalıcılığını keşfetmektir.Örneğin
beş aylık bir bebek, elindeki oyuncak, bir örtünün altına
saklandığında ilgisini kaybeder ve oyuncağı aramaz ancak on
aylık bir bebek, nesnenin yok olmadığının
bilincindedir, nesnenin varlığını sürdürdüğünü bildiği için
arayarak ona ulaşmaya çalışır, bu ulaşma eyleminin uzun
süreli bir arama olamayacağı açıktır. Bu evredeki
gelişme de çocukların içinde bulundukları sosyo-kültürel
koşullara göre farklı düzeyde oluşur.
Bu evrenin sonuna doğru bebek basit zihinsel etkinlikler
göstermeye başlar örneğin sınama yanılma yoluyla, nesne ve
olayları sembolleştirir.Daha önce gördüğü
nesneleri anımsar. Basit problem durumları ile karşı karşıya
bırakıldığında, önceki deneyimlerden yararlanarak veya
başkalarından yardım isteyerek sorunu çözmeye çalışır. Bebek
ertelenmiş taklit özelliği gösterirse zihninde kavramları
taşımaya başlamış demektir.
İşlem Öncesi Evre (2-7 yaş)
Bu evrenin karakteristik özellikleri, ben merkezci düşünce,
oyuna düşkünlük ve şematik algı olarak özetlenebilir. Bu
evrenin başında çocuklar bir ölçüde sınırlı sözcük
dağarcıkları ile simgesel düşünebilmekte ve kelimeleri
kullanmaya başlamaktadırlar, ilkel düzeyde nesns ve
semboller arsındaki ilişkiyi anlarlar. Fakat bu evredeki
çocuklar henüz konular arasında mantıksal ilişkiler
kuramazlar çünkü henüz olayları oluşturan neden sonuç
ilişkilerini anlayacak bilişsel yeterlilikten yoksundurlar.
Ayrıca korunum ve tersine dönebilirlik olarak adlandırılan
bu kavramlardan yoksunluk, dönemin karakteristik
özelliklerindedir.
Korunum : örneğin aynı miktardaki bir sıvı, büyük bir
bardaktan küçük bir bardağa döküldüğünde sıvı miktarı
değişmediği halde çocuğa göre su çoğalmıştır. Aynı
şekilde küçük bardaktaki su daha büyük bir bardağa
dökülürse, çocuk suyun azaldığını düşünür. Korunum kavramı
ile ilgili çok bilinen bir başka örnek ise bir kilo pamuğun
mu, yoksa bir kilo demirin mi daha ağır olduğu şeklindedir.
İşlem öncesi evredeki çocuklara göre, bir kilo demir daha
ağırdır.
Tersine dönebilirlik(çevrilemezlik): Bir işlemin
sonuçlarından hareketle başlangıç durumuna ulaşmayı
tanımlar. Bunu iki örnekle açıklayalım:
Annesi dört yaşında bir çocuk olan Gökberk’e ‘pastanı
istersen dörde, istersen sekiz bölerek yiyebilirsin’ deyince
Gökberk ‘ama anne sekize bölersem pastam
çoğalır, o kadar yiyemem’ diye yanıt verir. Dört yaşındaki
Can’a öğretmeni sorar ‘erkek kardeşin var mı Can? Can ‘evet’
der.
Öğretmeni ‘adı nedir’ Can ‘Taylan’ diye cevap verir.
Öğretmeni ‘peki Taylan’ın erkek kardeşi var mı? Can ‘yok’
der. Öte yandan son dönemlerde bu evrede bilişsel işlem
yeteneğinin belirgin bir biçimde geliştiği yönündeki
görüşler psikologlar arasında giderek
yaygınlaşmaktadır.Aşağıda dört yaş çocukları üzerinde bu
amaçla yapılan araştırmadan (Cherkes ve Miriam 1996) alınan
kesit bu yöndeki görüşleri doğrular niteliktedir.
Yetişkin: Kaya yürüyebilir mi? İnsan yürüyebilir mi?
Çocuk: Hayır Evet
Yetişkin: Neden? Oyuncak asker yürüyebilir mi?
Çocuk: Bacakları yoktur Hayır çünkü yapma bacakları vardır
Görüldüğü gibi bu evrede çocuklar bir ölçüde nedensel
düşünme yetisine sahip olmaktadırlar. Ancak bu tür
bulguların genellenmesi konusunda hala bazı çekinceler
vardır.
Ben merkezcilik: bu dönemde çocuklar başkalarının duygu ve
düşüncelerini fark etmezler, başka çocuklarla alay edip
hayvanları incitebilirler, karşısındakinin duyduğu acıyı
anlayamazlar. Örneğin, çiftçiler inekleri niçin besliyor?
sorusuna iki yaşındaki çocuk ben sütünü içeyim diye, dört
yaşındaki çocuk ineklerle oynamak için cevabını veriyor.
Birlikte oynuyormuş gibi görünseler de herkes kendi oyununu
oynar, kendi düşünceleriyle ilgili konuşur.
Koşullara göre değil sonuca göre karar verir: örneğin,
vitrinde gördüğü elbiseyi almak ister, paranın olup
olmadığını düşünmez. Hayal ile gerçeği ayırt edemez:
örneğin, rüyasında annesinin kendisine kızdığını görür ve
onu gerçek zannederek anneye tavır alır. Devresel tepkiler
görülür: çocuk aynı şeyi tekrar tekrar yapmaktan zevk alır.
Bu o davranışı özümlemeye çalıştığını gösterir. Sürekliliği
bu dönemde kazanır: örneğin, çocuk elbisesini giydiği kişi
olacağını
düşünür. Özelden özele akıl yürütme: işlem öncesi çocuk
tümdengelim ve tümevarımı kullanamaz örneğim, haşlanmış
yumurtasını o gün yemezse kahvaltı yapmadığını söyleyebilir.
Kategorilere ayırabilmeyi öğrenme: renk ve biçim olarak
kategorilere ayırmayı öğrenir. Yapaycılık ve
canlandırmacılık: yapaycılık, doğal olgulara birinin neden
olduğunu düşünmektir. Canlandırmacılık ise cansız nesneye
canlılık özelliği yüklemesidir.( araba hareket eder
canlıdır) Kavramsal düşünce bütünleşmemiştir: Örneğin çocuk
bir kadını öğretmen ya da anne olarak sınıflandırabilir
ancak aynı kadının hem anne hem de öğretmen olabileceğini
anlamayabilir.
Piaget’nin Eğitim Sistemine
İlişkin Görüşleri
Öğrenme yaşantısı, her
gelişim evresinin bilişsel özelliklerini yansıtan bir
içeriğe sahip olmalıdır.
Okul gerçek yaşamın canlı ve dinamik bir kesintisini
oluşturmalıdır. Bu amaçla sosyal yaşam, bütün öğeleriyle
eğitim sistemine yansıtılmalıdır.
Öğrenme yaşantıları çocuğun hazır bulunuşluk düzeyine ve
mevcut biliş yapılarının niteliğine uygun olmalıdır.
Program içeriklerinin belirlenmesinde çocuğun beklenti ve
gereksinimlerinin merkeze alınması gerekir. Ayrıca çevre
çocuğun bilişsel gelişim düzeyine uygun bir
şekilde düzenlenmelidir.
Öğretme öğrenme sürecinde öğretmenin görevi dersi anlatmak
değil, öğrencinin öğrenmesine kılavuzluk etmektir. Öğretmen
öncelikle uygun pekiştireçler kullanarak öğrencileri
güdülemeli, öğrencinin soru sorması özendirilmelidir.
Eğitim olanaklar ölçüsünde bireyselleştirilmelidir.
SOSYAL GELİŞİM
Sosyal gelişim kavramı: Bebeğin kendini fark ederek, diğer
insanlarla ilişkiye girmesi ile başlayan sosyal etkileşim
süreci, yaşam boyu devam eder. Bireyin başka insanlarla
üretken ve sağlıklı ilişkiler kurması, bilişsel ve ahlaki
akıl yürütme süreciyle yakından ilgilidir.Ancak bireyin
diğer insanlarla uyumlu ve tutarlı ilişkiler kurması için,
öncelikle kendisiyle uyumlu ve tutarlı olması gerekir. İlk
sosyal temas anne ile kurulur. Dolayısıyla bebeğin
gereksinimlerinin anne tarafından karşılanma biçimi (sert
yada yumuşak, az yada çok duyarlı davranma) sosyal gelşimi
geniş ölçüde etkiler. Özellikle 0-1 yaş dönemi çocuklarında
temel
gereksinim güvenliktir. Bebek güvenlik gereksinmelerini
gidermek için anneye dokunmak ve onun varlığını sıcaklığını
duymak ister. Bebek haz aldığı edimlere
gülümseyerek, acı çektiği deneyimlere ise ağlayarak tepkide
bulunur. İki yaş dolaylarında çocuklarda gözlenen fizyolojik
dürtüler ve sosyal ilgiler, öncelikle yakın çevreyi keşfetme
duygusudur. Bu dönem çocuklar için kendi varlığını anne
babaya kabul ettirme dönemidir. Ancak bu yaş çocukları hem
anne babanın
yönlendirici uyarılarına gereksinim duyarlar hem de
özerkleşerek bireysel önem duygusunu geliştirmek isterler.
Bireyselleşme girişimleri uygun şekilde pekiştirilen
çocuklar, problem durumu ile karşılaştıklarında alternatif
çözüm yolları üretirler ve genellikle sosyal ilişkilerde
liderlik becerisi gösterirler. Fakat yeterli bir özgüven ve
olumlu bir benlik algısı geliştiremeyen çocuklar, edilgen
içe dönük ve kararsız olurlar. Bu tür çocuklar problem
durumlarında kolayca ağlar, öfkelenir veya kaçma davranışı
gösterir. Özerkleşme ve bireyselleşme sürecinin niteliği
akranlarla kurulan ve daha kapsamlı olan yeni iletişim
örüntülerine hazırlık açısından önemlidir. Çocuğun ailesi
ile kurduğu iletişimin niteliği önemli ölçüde onun
akranlarıyla geliştireceği ilişkiyi etkiler. Okul öncesi
dönemde başlayan akranlarla iletişim çocuğun dış dünyayı
anlayarak, çevresel uyaranlara uyum sağlamasını
kolaylaştırır. Bu etkileşim örüntüleri içinde farklı
yaşantılar geçiren çocuk paylaşma, uzlaşma, yarışma,
saldırganlık, yardımseverlik gibi olumlu ya da olumsuz
duygularla tanışır.
ERIKSON VE PSİKO-SOSYAL GELİŞİM KURAMI
Erıkson kişilik gelişiminde ağırlığı sadece çocukluk
yıllarına vermez, kişilik gelişiminin yaşam boyu süren bir
süreç olduğunu vurgular. Ona göre çözümlenemeyen karmaşalar
diğer gelişim evrelerine yansımakla birlikte, bu dönemlerde
uygun yaşantısal deneyimler geçirilerek aşılabilir.
Güvene Karşı Güvensizlik Karmaşası(0-1)
Anne- baba, bebek ilişkileri, bebeğin güven ya da
güvensizlik duygusu geliştirmesinde, belirleyici etkendir.
Buna göre güven duygusu annelerin bebeklerin
gereksinimlerini düzenli olarak gidermeleri halinde oluşur.
Örneğin bebeğin ağladığında okşanması, kucağa alınıp
sevilmesi, karnın doyurulması vb. etkinlikler,
güven duygusu kazandırır. Anne babasının kendisini
sevdiğinden emin olan bebekler, sağlıklı bir benlik algısı
kazanır. Böylece kendini sevilmeye değer bulan
bebek, iyimserlik ve mutluluk duyguları içinde dış dünya ile
ilişkiye girer. Ancak çeşitli psikolojik nedenlerle,
duygusal olarak reddedilen ve ya gereksinimleri düzenli
olarak karşılanmayan bebekler kendilerine ve çevrelerine
güvensizlik duyarlar. Kişisel değersizlik duygusu ile
örselenen bu tip çocuklar, sosyal ilişkilerde çekingen,
kaygılı ve gergin olur kararsız ve karamsar bir kişilik
örüntüsü geliştirmeye eğilim gösterirler.
Özerkliğe Karşı Utanç ve Kuşku Karmaşası (1-3)
Bu evrede çocuklar özerkleşme ve bireyselleşme
girişimlerinin doğurduğu güven ve utanç karmaşasını birlikte
yaşarlar. Kendilerini kanıtlamak amacıyla giriştikleri
birçok etkinlikte, anne babanın engellemeleri ile
karşılaşırlar.Gerçekte özerklik arayışındaki çocuk, bu
evrede de anne babanın güven ve desteğine yoğun
biçimde gereksinim duymaktadır. Ancak anne babalarıyla bir
irade savaşına girip inatlaşmak, bu dönem çocuğunun normal
karşılanması gereken bir psikolojik
özelliğidir. Bebekler edindikleri yeni yetenek ve
becerilerle ailelerini fethederek, sevgilerini yeniden
kazanmak isterler. Eğer anne babalar bu tür özerkleşme
girişimlerini akılcı biçimde yönlendirir ve yüreklendirirse
çocuklar sağlıklı biçimde gelişirler. Ne var ki bazı anne
babalar, çocuklara gerçek patronun kim olduğunu
göstermek için, onları engeller ve böylece kendilerinden
utanç duymalarına neden olurlar. Her koşulda büyüklere
itaate zorlanan çocuklar, dıştan denetimli,
utangaç ve bağımlı bir kişilik örüntüsü edinirler. Ayrıca
sürekli olarak sınırlandırılan, korunan ve yakından kontrol
edilen bu tür çocuklar, kendi yeteneklerinden kuşkuya
düşerler. Bazen aşırı baskıcı anne baba tutumlarının çocuğun
kendinden veya vücudundan utanç duymasına neden olabileceği
de gözden uzak tutulmamalıdır.
Girişimciliğe Karşı Suçluluk Karmaşası (3-6)
Bu dönemde çocuklar artan psişik ve fiziksel enerjisini,
çeşitli etkinliklerle ortaya koymak ister. Ancak
girişkenliğin artması ile problemli davranışlarda artar. Bu
evrede aynı zamanda oyuncaklara ve çocuk oyunlarına karşı
yoğun bir ilgi başlar. Okul öncesi dönem olarak da
adlandırılan bu evrede yetişkinler çocuğun okul
yaşamına hazırlanması için uygun eğitsel yaşantılar
düzenlemelidir. Bu amaçla çocuğun iletişim becerilerinin
gelişmesi için gerekli konuşma olanakları sağlanarak,
kendini ifade etmesine fırsat verilmelidir. Bu evrede ahlaki
yargılar tam gelişmediği için çocuğun hatalı davranışlarını,
katı cezai yaklaşımlarla engellemeye çalışmak, girişkenlik
becerilerini köreltebilir.
Sonuç
olarak çocuğun davranışlarının şekillenmesinde kullanılacak
pekiştireçlerin (ödül veya ceza) dengeli ve tutarlı olması,
girişkenlik karmaşasının olumlu yönde
çözülmesini sağlar. Yetişkinler tarafından davranışları
hakkında düzenli olarak bilgilendirilen çocuk yapması ve
yapmaması gerekenler konusunda denge sağlayarak, kendini
yönetme yeterliliği kazanır. Aksi halde sürekli
cezalandırılarak engellenen çocuk suçluluk duygusu nedeniyle
girişkenlik gücünden yoksun kalır.
Bu dönemde çocuk çevresindeki olayları anlayabilmek için
sürekli sorular sorar girişimlerde bulunur, eğer
engellenirse merak etmenin suç olduğunu düşünür.
Çocuk cinsiyet farklarını bu dönemde keşfeder, cinsellikle
ilgili sorular sorabilir bu soruları sorduğu için çocuğa
kızılmamalı uygun dille, seviyesine göre
cevaplandırılmalıdır.
AHLAKİ GELİŞİM VE VİCDAN GELİŞİMİ
Çocuğun sosyal gelişimi, büyük ölçüde davranışlarına yön
veren ahlaki yargıların oluşumuna bağlıdır. Çocuğun ahlaki
yargıları doğru anlayıp yorumlaması ise bilişsel ve duyuşsal
gelişimin yanı sıra, uyumlu bir sosyo-kültürel çevrede
yaşamasına bağlıdır. Ayrıca olumlu davranış modellerinin
varlığı çocuğun ahlaki standartlarının yükselmesine ve
davranışlarına daha kolay yön vermesine katkıda
bulunur.Örneğin, oyuncaklarını arkadaşlarıyla adilce
paylaşan çocuk modeli, diğerlerinin de bu yönde davranmasını
kolaylaştırır. Bu süreçte adil paylaşma davranışlarının
yetişkinlerce ödüllendirilmesi, benzer davranışların taklit
yoluyla tekrar edilmesini sağlar. Çocuklarda ahlak
standartlarının gelişimini uzun süre inceleyen Kohlberg bu
süreci üç düzeye ayırmaktadır. 0-6 yaş grubu birinci süreç
olan gelenek öncesi düzeye girmektedir(3-9 yaş).
Gelenek öncesi düzey: gerçek anlamda bir ahlaki ölçütün
bulunmadığı, ben merkezci evredir. Bu dönemde çocuk
bencildir, kendi çıkarlarını ön plana alır.
Davranışlarında güdü ve gereksinimlerinin doyurulması
esastır. Çevresindeki insanlar onun için birer nesnedir. Bu
düzeydeki çocuklar her şeyin kendileri için varolduğuna
inanırlar. Örneğin güneşin neden var olduğu sorulursa –beni
ısıtmak için- diye cevaplandırırlar. Bu dönemde kuvvetli
olan kazanır düşüncesindedirler. Kuralları ve yasaları
çiğnemekte sakınca görmezler. Çocuk bu dönemde cezadan
kaçındığı için ya da ödüle ulaşmak için kurallara uyar.
Örneğin çocuk kazancı fazla olan dükkandan bir paket
çikolata alırsa suç işlemiş sayılmaz ancak bedeli fazla olan
bir şey çalarsa suç işlemiş sayılır.Yine bilinen başka bir
örnekte, karısı hasta olan adam karısını ölümden kurtarmak
için ilaç çalıyor bu dönemdeki çocuk adamın ilacı çalması
gerektiğini, zaten eczacının bir sürü para kazandığını
söyler. Piaget’e göre de çocuk bu dönemlerde olayları somut
değerlendirir. Örneğin bir çocuk babasının kalemiyle
babasından habersiz oynarken yere biraz mürekkep damlatır,
diğer çocuk ise babasının kalemini doldurmasına yardım
ederken yere mürekkep şişesini düşürür ve büyük bir leke
oluşur. Bu dönem çocuğuna burada kimin suçlu olduğu
sorulduğunda büyük leke yapan çocuğun suçlu olduğunu söyler.
Çocuk hem niyeti hem de sonucu birlikte
değerlendirememektedir. Çocuk 7 yaşına kadar oyunlarda
kuralları bilinçli olarak uygulamaktan ziyade kuralları
bilinçsizce taklit eder. Kimlik Arayışı
Çocukluktan başlayarak bireyin kendine en çok sorduğu soru
Ben kimim? Amacım ne? Yaşam benim için ne ifade ediyor? Bu
durum kısaca bireyin anlam arayışı olarak tanımlanabilir.
Bireyin kimlik gelişiminden birinci derecede sorumlu olan
ailesidir. Çocuğun gördüğü ilk yetişkinler anne ve
babasıdır. Kimlik gelişiminde yetişkin davranışlarını model
alma gereksinimi içinde bulunan çocuğun ilk sosyal
ilişkileri de anne babayla gerçekleşmektedir. Son dönemlerde
çocuklara sınırsız hoşgörü ve anlayış gösterme sanıldığı
gibi her koşulda geçerli bir eğitsel tutum değildir.
Davranışları konusunda düzeltici dönüt alamayan çocuklar
kendilerini yönetme ve sosyal uyum gösterme açısından
yetersiz kalmaktadır. Öte yandan kayıtsız sert anne baba
tutumlarının da çocuğun sağlıklı bir özgüven duygusu
geliştirmesini güçleştireceği açıktır. Bugünün popüler çocuk
eğitimi anlayışında gerekli ölçüde ödül, denetim ve ceza
vardır. Ancak ceza asla sözel algılamalar olarak
algılanmamalıdır. İstenmeyen davranışların fiziksel zor
kullanarak düzeltilmeye çalışılması toplumda şiddetin
geçerli bir eğitim yöntemi olduğu konusundaki anlayışı
güçlendirmektedir. Çocuk model olarak gördüğü yetişkinin
kişilik özellikleriyle özdeşleme gereksinimi içindedir.
Çocuklar büyüdükçe anne babanın yürüme, konuşma tarzı gibi
birçok kişilik özelliğini benimsemektedirler.
Cinsel Kimliğin Gelişimi
Her kültürel yapı içerisinde, cinsiyete göre bir rol algısı
vardır. Ancak bu konuda bütün kültürlerde, genel olarak
erkek çocukların atak,zorluklara karşı direnen, korkusuz ve
kararlı bir kişilik yapısına sahip olmaları beklenir.
Kızların daha edilgen, barışçı ve uysal olmaları istenir.
Cinsiyete bağlı rol öğrenme, bu konuda anne babanın sahip
olduğu tutumun, sosyal etkileşim yoluyla çocuğa aktarılması
şeklinde gerçekleşmektedir. Anne babanın çocuğa oyuncak
seçerken cinsiyete göre farklı tercihlerde bulunmasından,
belli oyunların sadece kızlara veya erkeklere özgü
sayılmasına dek bir çok tutum çocuğun cinsel kimlik
gelişimini etkiler. Çocukların üç yaşından itibaren, cinsel
kimliklerine uygun davranışlar gösterdikleri kabul
edilmektedir. Üç yaş dolaylarındaki çocuklardan başlayarak
oyunlarda roller cinsiyete göre dağıtılır. Bu oyunlarda
erkekler daha çok baba, asker, savaşçı gibi rolleri
benimserken kızlar, anne olmaya eğilimlidirler.
Bu konuda çocuklar üzerinde yapılan araştırma sonuçları
şöyledir:
Her iki cinsiyete ait çocuklarca, kızlara uygun davranışlar
şöyle sıralanmıştır;
Oyuncak bebeklerle oynarlar
Çok konuşurlar
Asla başkalarına vurmazlar
Annelerine yardım etmeyi severler
Sık sık ‘yardıma ihtiyacım var’ derler
Büyüyünce hemşire, öğretmen olmak isterler
Her iki cinsiyete ait çocuklarca, erkeklere uygun
davranışlar şöyle sıralanmışlardır;
Oyuncak arabalar ve silahlarla oynarlar
Sinirlenince ‘seni dövebilirim’ derler
Büyüyünce patron, asker veya polis olmak isterler
Babaya yardım etmeyi severler
Yüksek sesle konuşur ve gürültü yaparlar
İnşa etmeyi ve yıkmayı severler
Bireyin sağlıklı bir cinsel kimlik geliştirmesi için,
cinsiyetinin doğası ve özellikleri ile barışık olması
gerekir. Aile ve öğretmenlerinde bu konuda bilinçli olmaları
gerekmektedir.
FREUD VE PSİKO-SEKSÜEL GELİŞİM DÖNEMLERİ
Freud kişiliğin biçimlenmesinde çocukluk yıllarının
özelliklede ilk 6 yaşın ve anne babanın tutumlarının önemini
vurgular. İlk 6 yıl geçirilen yaşantılar tümüyle hiçbir
zaman yok olmaz, yetişkinlik yıllarında da bireyi etkiler.
Oral Dönem (0-1)
Bu evrede haz kaynağı, pasif ve bağımlı bir davranış olan
emmedir. Bebeğin bu evrede anne tarafından aşırı emzirilmesi
veya memeden erken kesilmesi oral
evreye takılmakla sonuçlanır. Oral karakterde takılan
kişiler gergin, bağımlı ve karmaşık bir duygusal yapıya
sahiptirler. Ayrıca bu tür bireyler abartılmış iyimserlik,
karamsarlık, özseverlik gibi çatışmalı duygusal tepkiler
gösterirler
Anal Dönem(1-3)
Bu evrede gelişimin kritik öğesi, tuvalet eğitimi ile
ilgilidir. Tuvalet eğitiminde anne babanın tutumu önemli bir
faktördür. Anne baba veya bakıcının gergin,
buyurgan, hoşgörüsüz bir anlayışa sahip olması halinde,
çocuk idrarını ve dışkısını kontrol etmekte güçlük çeker.
Çünkü cezalandırıcı ve baskıcı tutumlar, çocuğun
özgüven duygusunu köreltir. Tuvalet eğitimi bir anlamda ilk
sosyalleşme sürecinin çatışmalarını yansıtır.Çocuk bu
evrede, çevrenin kendinden neler beklediğini ve
bedensel tepkilerini nasıl denetleyebileceğini
öğrenmektedir. Dolayısıyla zorlayıcı yetişkin tutumları,
çocuğun bedensel işlevlerine yabancılaşması ile
sonuçlanabilir.
Bu evreye takılan bireylerde ilerde dar görüşlülük, aşırı
titizlik, inatçılık, bağnazlık gibi davranış bozuklukları
gözlenir. Anal karakterli kişiler, ayrıca kurallara aşırı
bağımlı ve edilgen bireylerdir.
Fallik Dönem(3-6)
Bu dönemde çocuklar cinsel organlarını fark eder ve cinsel
konulara yoğun ilgi gösterirler. Cinsel kimliğin ve sağlıklı
kişilik gelişiminin temelleri fallik dönemde atılır. Bu
evrede çocuk, karşıt cinsiyette olan anne veya babaya
yönelir. Kızlar babaya erkekler anneye ilgi duyarlar çünkü
çocuklar cinsel kimliklerini oluşturmak için model arayışı
içindedirler. Fakat bazı durumlarda model alınan anne
babanın sadece cinsel kimlikle ilgili davranışları değil
kişiliğinin tüm özellikleridir. Bu evrede hoşgörülü, sıcak,
sevecen anne baba tutumları sağlıklı kimlik geliştirmekle
sonuçlanırken baskıcı , sabırsız tutumlar, cinsel karmaşalar
yaşanmasına yol açar. Fallik döneme takılan bireylerde
saldırganlık, yıkıcılık, hoşnutsuzluk, mutsuzluk gibi
kişilik özellikleri görülür.
Hazırlayan: Derya
ÖZKAYA
Psikolojik Danışman
KAYNAKLAR
Aydın , A . Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi. Alfa Yayınevi.
Cüceloğlu, D. İnsan ve Davranışı. Remzi Kitabevi.
Mamak RAM . Ankara
|