|
ÇALIŞAN ANNE VE ÇOCUK
Kadının çalışma hayatına
girmesi ‘Sanayi Devrimi’ olarak adlandırılan, teknik,
teknolojik, ekonomik ve toplumsal birtakım değişikliklere
yol açan endüstrileşme ile birlikte olmuştur. Sanayileşmenin
başlamasıyla erkekler toprak ve çiftlik işlerinden fabrika
ve büro işlerine geçerken kadınlarda ev işlerinden kamu
hizmetlerine, büro işlerine ve sanayi kesimine geçmeye
başlamışlardır (Demir, 1997: 23).
Günümüzde kadınlar, gerek
ekonomik zorunluluklardan dolayı aile bütçesine katkıda
bulunmak amacıyla, gerekse yaşam standartlarını yükseltmek,
meslek sevgisi, toplumda prestij kazanmak, çevre edinmek,
yeni insanlar tanımak ve eşinin yanında konumunu yükseltmek
gibi bir dizi psikolojik nedenlerle çalışma hayatında
yerlerini almışlardır.
Ülkemizde çalışan kadınların
büyük bir çoğunluğu ekonomik zorunluluklar nedeniyle; aile
geçindirmek veya aile bütçesine katkıda bulunmak amacıyla
çalışmaktadır. Yaşam standardını yükseltmek, veya eğitim
gördüğü bir alanda uzman olduğu için çalışanların oranı ise
oldukça azdır (Aktaş, 1994: 7). Kadının çalışması
beraberinde bazı sıkıntılar da getirmektedir. Özellikle
kadının evli ve çocuk sahibi olduğu hallerde bu durum daha
da zorlaşmaktadır. Bu zorlukların başında; annenin olmadığı
saatlerde çocuğun bakımı, işinden yorgun ve gergin gelen
annenin çocuğuna yeterince zaman ayıramaması ve onunla
sağlıklı bir iletişim kuramaması gelmektedir (Yavuzer, 2005:
60). Annenin çalışması çocuk açısından sakıncalı mıdır,
değil midir? Sorusuna genel bir cevap vermek mümkün
değildir, çünkü verilecek cevap duruma göre değişir. Annenin
çalışmasının çocuk üzerinde yaratacağı etkiler bazı
faktörlere bağlıdır. Bu faktörler; annenin işi, çalışma
nedenleri, çalışma koşulları, annenin eğitim düzeyi, anne
-çocuk iletişimi, aile içi ilişkiler, annenin yokluğunda
çocuğa bakanın özellikleri, sağladığı bakımın uygun ve
devamlı oluşu, nihayet çocuğun hangi gelişim basamağında
bulunduğu, kısaca çocuğun yaşı gibi...
Yaş, üzerinde önemle
durulması gereken faktörlerden biridir. Koşullar ne olursa
olsun, annenin çalışması 0–3 yaş çocuğu ile 3–6 yaş çocuğunu
farklı etkileyeceği gibi, okul çocuğu ile ergeni de farklı
etkileyecektir (Razon, 1995: 229). Çalışan kadın ve çocuk
konusunda ülkemizde yapılan araştırmalar, tutarlı sonuçlara
ulaşamamışlardır. Gerek uygulanan yöntem, gerekse
uygulamanın yapıldığı grubun sayısal büyüklüğü ve temsil
gücü açısından elde edilen sonuçları genellemek güçtür. Bu
konuda yapılan bazı araştırma bulguları, çalışan annelerin
çocuklarında, annesi çalışmayan çocuklara göre bazı davranış
sorunlarının daha fazla olduğunu gösterirken, bazıları ise
tersine; annesi çalışan çocukların psiko-sosyal
gelişimlerinin annesi çalışmayan çocuklara kıyasla çok daha
üstün olduğunu ortaya koymuştur (Yeşilyaprak, 2004:
106).Araştırmalar çocuğun kişilik gelişimi üzerinde annenin
çalışıp çalışmamasının değil, ancak anne babanın çocuk
yetiştirme tutumlarının etkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Çünkü çalışan annelerin eğitim düzeyi, çalışmayanlara göre
daha yüksek ve kendini geliştirme çabası ve bilinçlenme
düzeyi daha yeterlidir. Bu açıdan da annenin çalışmasının
çocuğuna ilişkin doğru yaklaşımları benimsemesi, daha
sağlıklı bir ortam yaratmasını yordayıcı bir değişken olduğu
söylenebilir (Yeşilyaprak, 2004: 107).
Çalışan annelerin en önemli
sorunları aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir;
Ø
Suçluluk duygusu
Ø
Aşırı sorumluluk
yüklenme, zihinsel ve bedensel yorgunluk
Ø
Çocuk
bakıcısı arayışı
Suçluluk Duygusu
Çalışan anne ve çocuk
arasındaki en önde gelen problemlerden biri, annenin
çalışması sebebiyle suçluluk duygusu içinde, çocuğuna
dengeli bir yaklaşımda olmayıp, aşırı hoşgörülü davranması
ya da her gece iş dönüşü bazı armağanlarla eve gelmesidir.
Anne öncelikle bu suçluluk duygusundan kurtulmalıdır (Yavuzer,
2005: 62). Çalışmayan çok sayıda anne de zamanlarının
tümünü çocuklarına verememekte, ev içi ve ev dışı işleri,
bunu büyük ölçüde engellemektedir. Ayrıca, annenin
çalışması, onun üretken olmasına, diplomasını
değerlendirmesine fırsat veren ve ruh sağlığı açısından
önemli bir faaliyettir. Önemli olan, annenin evde bulunduğu
süreyi iyi değerlendirmesi, bu zaman içinde çocuğuyla
bütünleşmesi, ilgilenmesi, oyun oynayabilmesidir. Hafta
sonlarını yoğun bir ev işi faaliyetiyle geçirmek yerine,
çocuğunu tiyatroya, sinemaya, çocuk bahçesine, akranı olan
arkadaşlarına götüren ve ev işiyle meşgulken dahi çocuğunu
yanında tutan anne, görevini yapan annedir. Bu durumda
çocuk, annesine yeterince doymasa bile; ona güvenir,
ilgilendiğini ve sevdiğini görür (Yavuzer, 2005: 62).
Bu konu ile ilgili yapılmış
olan araştırma sonuçlarına bakacak olursak;
Ø
Çocukla geçirilen
sürenin uzunluğu değil, kalitesi önemlidir. Yani, gerçekten
annenin evde kaldığı süre çocuğu ile birlikte, onunla
oynayarak, ilgilenerek sağlıklı etkileşime girerek
geçirilmiyorsa olumlu hanesine yazılabilecek bir puan
kazandırmıyor annelere
Ø
Annenin çocuk ile
birlikte geçirdiği süre arttıkça kalitesi azalmakta. Yani
anne “bunalmakta”. Bu yüzden ev hanımları çocukları ile
birlikte aynı mekanda olsalar da onlarla pek birlikte vakit
geçirmeye katlanamıyorlar. Çalışan anneler ise genellikle
çocukları ile “yeterince vakit geçiremedikleri”nden
yakınırlar. Oysa bu konuda yapılan araştırmalar gösteriyor
ki, anne babası çalışan çocukların %85-90’ı böyle bir
durumdan şikayetçi değil. Diğer bir ifade ile çalışan anne
babaya sahip çocukları sadece %10-15’i anne babaları ile
daha fazla vakit geçirmek istediğini söylüyor. Yeşilyaprak,
2004: 104-105).
Aşırı Sorumluluk
Yüklenme Zihinsel Ve Bedensel Yorgunluk
Eğer çalışan kadın iyi bir organizatör değilse yaşamı
kendisi ve çevredekiler için gereksiz yere güçleştirebilir.
Bu yüzden çalışan kadın, anne olmadan önce ve sonra ile
yaşamını ve iş yaşamını dengelemede, kendi istekleri ile
çevrenin beklentilerini uzlaştırmada ustalaşmaya
çalışmalıdır. İşte bu konuda bazı ipuçları: (Yeşilyaprak,
2004: 147)
Çocuk Bakıcısı Sorunu
Doğum sonrası izin süresi annenin kendini toparlaması
için yeterli olmadığı gibi, kadının annelik rolünü
benimsemesi ve anneliğin zevkine varabilmesi için yeterli
değildir. Çocuğun ilk aylarda gerek biyolojik, gerek
psikolojik açıdan annesine duyduğu ihtiyaç büyüktür. Çocuğun
anne sütü ile beslenmesi, sağlığı açısından ne kadar
önemliyse, duygusal gelişimi de o kadar önemlidir. Ünlü
uzman Bowlby’nin dediği gibi; “yaşamın ilk yıllarında
çocuğun beden gelişimi için vitamin ve protein ne kadar
gerekli ise, bedensel, zihinsel ve duygusal gelişimi için
anne sevgisi de o kadar gereklidir.” (Razon, 1995: 226).
Bebeğin hem anne sütüyle
düzenli olarak beslenebilmesi, hem de fiziksel olarak biraz
kendini toparlayıp, en azından başını tutabilecek duruma
gelmesi için ilk üç ay anneyle birlikte olması önemlidir.
İşte bu süreden sonra çalışmaya başlayacak annenin çocuğunu
başkasına “emanet etme” zorunluluğu doğar ve aile önemli bir
sorunla karşı karşıya kalır. Bebeğe kim bakacak? Bebek
nerede ve nasıl bakılacak? (Yeşilyaprak, 2004: 125).
Büyükanneler
Çalışan kadının, doğum sonrası
işine dönmek için bebeği bir başkasına emanet etme
zorunluluğu karşısında akla gelebilecek ilk seçenek elbette
büyükannelerdir. Özellikle bizimki gibi aile bağları
kuvvetli toplumlarda anneanne ya da babaanne en güvenilir
“emanetçi” olarak düşünülür, Bu konu ile ilgili bazı
noktaların göz önünde tutulmasında yarar var: (Yavuzer,
2005: 61).
Ø
Bebeğin bakımının
aile büyükleri ya da yakın akrabalar tarafından dönüşümlü
olarak (örneğin birer hafta birer ay) paylaşılması sağlıklı
bir çözüm değildir. Özellikle ilk yıl, çocuğun kişiliğinde
güven duygusunun gelişmesi için anne ile birlikte, çocuğun
bakımını üstlenen kişinin “sürekli” olması gerekir.
Ø
Bebeğe bakan
kişinin davranış biçimi açısından mümkün olduğu kadar anneye
benzemesi tercih edilen bir durumdur.
Ø
Çocuğunun
bakımının ilk 1-1,5 yıl kendi evinde olması daha uygundur.
Bebeğin bulunduğu mekanı sahiplenmesi, aynı ortamda kendini
güvende hissetmesi açısından önemlidir.
Ø
Büyükannenin
bebek sahibi olan çiftin yanında yatılı kalması (hayatta ise
büyükbaba da beraberinde) çalışan annenin işini fazlasıyla
kolaylaştırabilir. Ancak bu durum, annenin sorumluluk
duygusunu azaltırken, çocuk üzerindeki etkisini de
kaybetmesine neden olabilir.
Ø
Bebek eğer
büyükannenin evinde bakılacaksa, çocuğun o evde bakıldığı
ortamı “sabitlemek” gerekiyor. Çocuğun sevdiği bazı eşyalar
ve oyuncakların onunla birlikte taşınması, onun
“süreklilik”duygusunu yaşayarak kendini güvende hissetme
gereksinimini karşılaması açısından önemlidir (Yeşilyaprak,
2004: 127).
Ø
Son zamanlarda
sıklıkla yapılan yanlışlardan biri de, annenin çocuğunu
sadece hafta sonları görmesi, geri kalan 5 geceyi çocuğun
büyükanne yanında geçirmesidir (Yavuzer, 2005: 61). Bebeğin
özellikle bir yaşını dolduruncaya dek anneden ayrı olarak
bir başka evde sahiplenilmesi ve gece yatıya bırakılması pek
sağlıklı değildir. Bebeğin anne ile ilişkileri ve güven
duygusunu zedeleyebilir (Yeşilyaprak, 2004: 127). Diğer bir
yanlışta, çocuğun sürekli bakıcı değiştirmesi ya da
büyükanne, hala ve teyze gibi farklı kişilerin yanında
büyütülmesidir. Sözü edilen her iki yanlışın da uzun sürmesi
halinde, çeşitli uyum ve davranış bozukluklarına
rastlanabilir (Yavuzer, 2005: 61).
Bazı hallerde de büyükanne ile
annenin eğitim ve disiplin konusunda aynı görüşü
paylaşmadıkları görülür. Bu hallerde, ya iki kuşak arasında
çatışma olur; çocuk da bundan ustaca yararlanır, kime nazı
geçiyorsa ona sığınır, ya da anne bulduğu çözümü kaybetmemek
için, uygun bulmadığı bir eğitim biçimine boyun eğmek
zorunda kalır. (Razon, 1995: 228)
Çocuğu büyükanneye emanet
etmenin dezavantajlarından biri de, büyükannenin geliniyle
ya da damadıyla yaşayacağı çatışmaları direkt olarak çocuk
üzerinden yansıtma olasılığıdır. Bu durumda, genellikle,
çocuk ortada kalır ya da sağlıksız bir etki altında büyür.
Büyükannenin bakımındaki çocuk, özellikle ilk yaşlarda bir
tür “aynalama” süreci yaşadığı için onun konuşma biçimini,
aksanını, kullandığı terimleri ya da tepki biçimini anında
öğrenip yansıtması çok doğaldır. Anne baba genellikle bu
durumdan kaygı duyabilirler. Ancak bu gibi etkilenmeler ana
okulu ya da ilköğretime başlayınca kolaylıkla
düzeltilebilir. Kalıcı bir problem haline dönüşmesi, daha
çok anne babanın bu duruma aşırı tepki göstererek
pekiştirdiği durumlarda ortaya çıkar (Yeşilyaprak, 2004:
128-129).
Bakıcı
Çalışma yaşamına dönmek isteyen bir annenin
bebeğinin bakımı için başvurabileceği ikinci çözümse,
güvenilir bir bakıcı bulmaktır. Anne babalar çocuğun
birlikte olacağı bakıcıyı yeterince tanımaya çalışmalıdır.
Öncelikle iyi bir referansa sahip olup olmadığına bakmak
gereklidir.
Ø
Çocuğa bakacak
dadının, mümkünse, kendisinin de anne olması tercih edilir.
Ø
Evli olup, bir
aile hayatı sürdüren bakıcının düzenli yaşama
alışkanlıklarına sahip olması ona olan güveni artıracak
nedenlerden biridir.
Ø
Bir bakıcıda
aranması gereken en önemli niteliklerden bazıları; temiz,
düzenli, güler yüzlü ve sorumluluk sahibi olmasıdır.
Ø
Bir dadıya
güvenebilmek ve emin olarak ona çocuğu emanet edebilmek için
ilk görüşmeyi onun evinde yapmak ve onu kendi ev ortamında
görmek anneye bir fikir verebilir.
Ø
Bakıcıyla beraber
çalışmaya karar vermeden önce en az iki hafta (tercihen bir
ay) kadar bir süre boyunca ona çocuğun bakımında refakat
edip, davranışlarını gözlemlemek yerinde bir uygulama olur.
Ø
Daha sonra anne
tekrar çalışmaya başladığında çocuğun davranışlarını iyi
gözlenmeli ve bakıcı ile çocuk arasındaki etkileşimin
yolunda gidip gitmediğine ilişkin ipuçları
değerlendirilmelidir. (Yeşilyaprak, 2004: 131-132).
Kreş ve Yuvalar
Çocuk bakımında çalışan
annelerin düşünebileceği bir başka seçenek de 2 yaşından
küçük çocukların bakımını üstlenen kreşler ile 2-4 yaş arası
çocuklar için yuvalardır. Kuşkusuz yuva ya da anaokulunun
seçimi son derece önemlidir. Bu seçimin çocukla birlikte
gerçekleştirilmesi, ön görüşmelere çocukla gidilip, gözlem
yapılması önerilir. Elbette çocuğun yuvaya / anaokuluna
bırakılmaya hazır olup olmadığı çok önemlidir. Bu yüzden bir
çocuğun yuvaya verilmeden önce günde 1-2 saat için bile olsa
kendisini bakım veren kişiden ayrı kalmaya alışmış olması
gereklidir. Ayrıca çocuğun yaşıtlarıyla iletişim kurabilme
yeteneğinin de gelişmiş olması gereklidir. Bu açılardan
hazır olan çocuk için evden yuvaya geçiş çok daha rahat olur
(Yeşilyaprak, 2004: 133).
ÇALIŞAN ANNELER İÇİN TOPLUM
NELER YAPABİLİR?
Anne, baba ve çocuğun gelişimi
ile ilgilenen diğerleri, çocukta herhangi bir davranış
problemi ya da gelişim sorunu varsa bunu ‘annenin
çalışmasına bağlamaktan vazgeçmelidir. Annenin çalıştığı
için vicdan azabı çekmesi ya da diğerlerinin onu suçlaması
haksızlıktır. Burada suçlu / sorumlu aranmak isteniyorsa şu
sorunlar üzerinde iz sürülmelidir:
Ø
Çalışan annenin
çocuğu ile ilgilenmesi ve doğumdan sonra uygun bir süre
onunla kalması için ilgililer (durumla uzaktan yakından
ilgili olan herkes) gerekli çabayı gösterdiler mi?
Ø
Çocuğun bakımı,
güvenliği için yeterli koşullar oluşturuldu mu?
Ø
Anne evde olduğu
sürece çocuğuna gerekli ilgiyi gösterebiliyor mu?
Ø
Çocuğun
doğumundan sonra ev ve aile koşulları çocuk ve anne
açısından en uygun biçimde düzenlendi mi?
Ø
Eş ve akrabalar
anneye gereksinim duyduğu her türlü desteği sağlayabildi mi?
Bu sorular artırılabilir.
Çocuğun bazı psikolojik sorunlarının nedeni kalıtımsal
yatkınlık olabilir. Genellikle “anne çalışmasaydı bu durum
ortaya çıkmazdı” gibi bir çıkarsama yapmak doğru değildir. O
halde önemli olan problemi ve nedenleri doğru
ilişkilendirmek, doğru tanımlamak ve buna göre çözüm
yollarını doğru saptamaktır (Yeşilyaprak, 2004: 108).
Beden ve ruh sağlığı yerinde,
kişiliği sağlam bireyler yetiştirmek istiyorsak, çocukluk
döneminin, insan yaşamındaki önemini ve annenin bu dönemdeki
rolünü göz önünde tutarak, annesi çalışan çocukların da
sorunlarını çözümlemek için toplumca önlemler almalıyız (Razon,
1995: 237).
Çalışan kadına yönelik
toplumsal destek politikalarının geliştirilmesi ve yaşama
geçirilmesi önemlidir. Bu konuda yapılabilecekler şöyle
sıralanabilir:
Ø
Çalışan anneler
için daha esnek bir çalışma programı uygulanması ve iş
yükünün belli bir süre hafifletilmesi için farklı seçenekler
yaratılması.
Ø
Çalışan kadının
doğumdan sonra, iş yerinden bir yıla kadar “maaşlı” ya da en
azından “yarı maaşlı” izin alabilmesi.
Ø
Ana çocuk sağlığı
hizmetlerinin geliştirilmesi.
Ø
İş yerlerinde
kreş, yuva, çocuk kulübü vb. bakım ve eğitim yerlerinin
açılması.
Ø
Okul öncesi
eğitim kurumlarının sayı ve nitelik olarak geliştirilmesi.
Ø
Nitelikli ve
sertifikalı çocuk bakıcısı yetiştirilmesi.
Ø
Anneye destek
programlarının uygulanması (annenin gereksinim duyabileceği
yardımı, bilgiyi, beceriyi sağlayacak) (Yeşilyaprak, 2004:
94-95).
Hazırlayan: Canan KOCAR
Psikolojik Danışman
KAYNAKÇA
Aktaş, Yaşare. “Çalışan Anne ve
Çocuğu” Yaşadıkça Eğitim. 1994, Sayı: 36, Sayfa: 7 – 11
Demir, Gülsen. “Eğitim - Meslek
- Çalışma Bağlamında Kadının Durumu” Çağdaş Eğitim. 1997,
Sayı: 234, Sayfa: 23 – 24
Razon, Norma. Çalışan Anne ve
Çocuğu. Ana – Baba Okulu. İstanbul: Remzi Kitabevi, 1995.
Yavuzer, Haluk. Ana – Baba ve
Çocuk. İstanbul: Remzi
Kitabevi, 2005.
Yeşilyaprak, Binnur. Çalışan Anne ve Çocuk. İstanbul: Morpa
Kültür Yayınları Ltd. Ş., 2004.
|