|
DUYGUDURUM BOZUKLUKLARI
Duygudurum bozuklukları başlığı Amerikan
Psikiyatri Birliği (APA) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
tarafından kullanılan bir başlıktır. Önceki yıllarda
“Duygulanım(Affektif) Bozuklukları” başlığı ile
tanımlanmaktaydı. Ancak “duygulanım” ve “duygudurum”
sözcüklerinin tanımları değiştikten sonra bu bozukluk grubu
duygudurum bozuklukları başlığı olarak nitelendirilmektedir.
Duygulanım (affekt): Bireyin
olaylar, anılar, düşünceler karşısında, neşe, öfke, üzüntü,
kin, nefret, korku gibi duygusal tepkilerin yaşamasıdır.
Duyguların gözlenebilen, olay sırasındaki, kısa süreli
duygusal dışavurumudur. Yüz görünümü, mimikler ve sözel
olarak dışa vurulur.
Duygudurum (mood): Bireyin bir
süre belli bir duygulanım( neşeli,üzüntülü,sıkıntılı vb)
içinde bulunuşudur. Kişinin kendisini nasıl hissettiğini
anlatır İnsanoğlu sürekli aynı duygudurumda kalmaz, normalde
belli sınırlar içinde dalgalanmalar görülebilir.
Bütün
ilişkilerimizde çevreye ve topluma uyumumuzda bizi duygusal
yanımız yönlendirir. Neşe, öfke, üzüntü, kin, nefret, korku
doğal duygulanımlardır. Normal koşullarda kişiler bu
emosyonel yaşantılarını az ya da çok kontrol edebilirlerken,
duygudurum bozukluklarında kontrol hissi bozulur ve kişi
büyük bir sıkıntı duyar. Şayet bu tür tepkiler uzun süreli
bir hal alarak aşırılaşır ya da uygunsuz tepkilere dönüşürse
duygulanım bozukluğu düşünülebilir. Olaylar karşısında
gösterilen bu tepkiler kişinin durumu algılayışına göre
değişir.
Duygudurum bozukluklarında, adından
da anlaşılabileceği şekilde, klinik olarak ön planda olan
bulgu kişinin
duygusal
alanında görülen bozukluktur. Ayrıca bilişsel,
psikomotor ve kişiler
arası ilişkiler alanlarında da bulgular verir.
Ortada
belirgin bir neden yokken ya da bilinç dışı nedenlerle ağır
ve uzun süreli üzüntülere ,öfkelere kapılmak ya da coşku
içinde olmak normal sayılmaz. Ama yalnızca aşırılığa ve
süreye dayanarak duygudurumun anormal olup olmadığını
değerlendiremeyiz. Aşırılığın yanısıra içinde bulunduğumuz
duruma uygunluğun da önemi vardır.
Bazen gerçekten üzülecek, öfkelenecek, sevinilecek bir
durumda, kişi bu durumla bağdaşmayacak derecede aşırı,
dengesiz kimi zamanda uygun olmayan duygusal tepkiler
gösterebilir ya da tümden tepkisiz olabilir. Bunlar da
duygulanımda bozukluk belirtisidir. Her türlü ruhsal
rahatsızlıkta az ya da çok duygulanım bozukluğu belirtileri
bulunur. Ancak kimi ruhsal bozuklukta ana belirti duygulanım
ve duygudurumla ilgilidir.
İnsanda duygudurum 5 ana başlık
altında toplanır:
Normal Duygudurum: belli sınırlar
içerisinde dalgalanmalar ve değişmeler gösterir
Taşkın Duygudurum: duygularda
neşelilik, coşma, aşırı öfkelilik hakimdir
Çökün Duygudurum: duygularda üzüntü,
elem ve hüzün hakimdir
Sıkıntılı Duygudurum: duygularda
sıkıntı ve bulantı hakimdir.
Uygunsuz Duygulanım: Küntleşme ya da
uyaranla bağdaşmayan duygulanım biçiminde
görünür. (şizofreni)
Duygudurum Bozukluklarında
Gözlenen İki Ana Klinik Tablo Vardır;
- Major Depresyon
-
Bipolar (iki uçlu)
Bozukluktur. Türkçe’de “iki uçlu mizaç
bozukluğu” veya “iki
uçlu
duygu durumu
bozukluğu” terimleriyle karşılanan bu
rahatsızlık, daha çok “manik depresif hastalık”
adıyla şöhret bulmuştur. Ama hastalığın günümüzde bilim
çevrelerinde kullanılan ismi “bipolar bozukluktur".
Sıklık ve Yaygınlık (Epidemiyoloji)
Majör Depresif Bozukluğun
(MDB) Ülkemizdeki yaygınlığı %10 dolayındadır.
Kadınlarda erkeklere oranla 2 kat fazladır. Başlama yaşı
20-50 arasında ortalama 40 yaşları dolayındadır.
Bipolar Bozukluğun (BP) yaşam
boyu yaygınlığı ise %1 dolayındadır. Kadın ve erkek oranı
eşittir. Başlama yaşı 6-50 arasında ortalama 30 yaş
dolayındadır. İlk belirtilerin
ortaya çıkması sıklıkla
15-19 yaşları arasındadır
Her iki bozukluk da boşanmış ve yalnız yaşayan
kişilerde daha sıktır. Bipolar bozukluğun yüksek
sosyoekonomik düzeyde daha sık görüldüğüne dair yaygın bir
görüş vardır. Farklı ırklar arasında duygudurum bozukluğu
görülme sıklığı açısından farklılık yoktur.
Nedenleri (Etyoloji)
Duygudurum bozukluklarının nedenleri günümüzde
biyolojik ve psikososyal nedenler olarak 2 ana başlıkta
incelenmektedir. Bu etkenlerin birbirlerini etkileyerek
bozukluğa yol açtıkları düşünülmektedir.
A. BİYOLOJİK NEDENLER
1-Biyolojik Aminler(organik
bileşikler): Duygudurum bozukluklarında üzerinde en çok
durulan nörotransmitterler seoronin,
noradarenalin ve dopamindir (bir
nöron ile bir
başka hücre arasındaki sinir iletisinin geçişini sağlayan
kimyasal taşıyıcılardır.
Sinir sistemi
boyunca bilgi bu kimyasal taşıyıcılar yardımıyla iletilir).
Genel olarak depresyonda bu aminlerin azaldığı, manide ise
arttığı düşünülmektedir. Ancak son yıllarda sadece tek bir
nörotransmiterin azalması ya da artması gibi basit bir
durumdan çok daha karmaşık bazı değişikliklerin olduğu kabul
edilmektedir. Ayrıca nörotransmiterlerin düzeylerindeki
değişikliklerden çok alıcı sinir uçlarının etkinliğinden
ve bu sinir uçlarının duyarlılığındaki
değişikliklerden söz edilmektedir.
2- Nöroendokrin Sistemler(merkezi sinir ve hormon
sistemlerinin birleşimi); özellikle
depresyonda, hipotalamuz-hipofiz-adrenal
aksında (eksen) , tiroid aksında, büyüme hormonu ile
ilgili aksta sorun olduğu
gösterilmiştir. Özellikle adrenal akstaki bozukluğa önem
verilmektedir. adrenaldeki kortizol salınımı normal
kişilerde sabah saatlerinde artar, akşama doğru düşer.
Depresyonlu olgularda ise akşam saatlerinde artış gözlenir.
3-Genetik: Yapılan aile
çalışmaları, özellikle bipolar bozukluk olmak üzere
duygudurum
bozukluklarında genetik geçişin oldukça
önemli olduğunu düşündürmektedir. Yapılan aile
çalışmalarında MDB’da 1. yakınlarda
depresyon riski normal kontrollere göre 2-3 kat, BP’da ise
8-18 kat fazladır.
Bipolar
bozukluğun ortaya çıkışında farklı mekanizmalar
üzerinde durulmaktadır. Genetiğin
rolü aile çalışmaları ile
gösterilmiştir. Çalışmalarda sıklıkla 5., 11. ve
X
kromozomlarında bozukluk
olabileceği
bildirilmiştir.
4. Beyinde Yapısal Bozukluklar: Yapılan beyin
görüntüleme çalışmalarında MDB’da beynin ön bölgesinde ve
beyinciğin üzerinde yer alan bir
bölge olan kaudat çekirdekte küçülme, frontal
kortikal kan akımında azalma, BP’da ventriküllerde
(özellikle kalp ve beyin içindeki boşluklara verilen latince
ad) genişleme gözlenmektedir.
5.Uyku Bozuklukları: MDB’da özellikle uyku
EEG’sinde bazı değişiklikler gözlenmektedir. REM latansında
( hızlı göz hareketleri evresi) kısalma, uyku başlangıcında
REM yoğunluğunda artış, ilk REM periyodunun uzaması, uyku
başlangıcının gecikmesi ve delta uykusunun azalması gibi
değişiklikler görülür. Özellikle REM latansındaki kısalma
depresyona yatkınlık göstergesi olarak ele
alınmaktadır.
6.Biyolojik Beden Saati
Hipotezi (sirkadiyen ritm):
Depresyonda uyku-uyanıklık ritminde ve beden ısısı
düzenlenmesinde bazı bozukluklara rastlanmış olması bu
hipotezin öne sürülmesine neden olmuştur. Duygudurum
bozukluklarının mevsimsel özellikler göstermesi, döngüsel
oluşu, uykubozukluklarının bulunuşu, biyolojik beden saatini
düzenleyen melatonindeki( vücudun doğal olarak ürettiği,
karanlıkta uykunun gelmesini sağlayan
hormondur)değişikliklerin gösterilmesi bu varsayımı
desteklemektedir.
B. PSİKOSOSYAL NEDENLER
1. Yaşam olayları: Yaşam olayları ve çevresel stres
etkenlerinin duygudurum bozukluklarında özellikle ilk atakta
etkili oldukları, nörotransmiter düzeylerinde değişikliklere
neden olarak daha sonraki ataklara yol açtığı
düşünülmektedir. Ayrıca erken yaştaki kayıp ve ayrılıkların
ileri yaşlarda depresyona yatkınlık oluşturduğundan söz
edilmektedir.
2. Hastalık öncesi kişilik: Hangi kişilik
yapısında olursa olsun tüm insanlar uygun şartlar altında
depresyona girebilirler bu yüzden hastalık öncesi kesin bir
kişilik tipi belirlemesi yapılmamıştır. Ancak özellikle
bağımlı, takıntılı, genellikle kimseyi incitmemeye eğilimli,
titiz, sorumluluk duygusu güçlü, mükemmeli arayan onurlarına
düşkün öfke durumlarını dışarı vuramayan, öz-saygıları ve
öz-güvenleri için çevreden gelecek narsisistik desteklere
ihtiyaç duyan kişiler, çevreden bu açıdan yeterli destek
alamadıklarında depresyona daha yatkın hale gelirler.
3. Psikoanalitik kuram:
Psikoanalitik kurama göre depresyonda bir sevgi nesnesi
kaybı sözkonusudur. Yaşamın erken dönemlerinde bozuk
anne-çocuk ilişkisi nedeniyle sevgi nesnesine karşı ikili
duygular (ambivalans; sevmek-nefret etmek gibi) gelişmiştir.
Bu sevgi nesnesi özsever desteklerin sağlandığı bir
nesnedir. Aynı zamanda bu kişiler katı-acımasız,
cezalandırıcı üstbenlikleri (süperego) olan kişilerdir.
Herhangi bir nedenle (bilinçdışı ya da gerçek) bu nesneye
karşı bir kayıp duygusu yaşandığında, kayıptan doğan
gerginliği azaltmak için sevgi nesnesi içe atılır. Sevgi
nesnesine karşı olan ikili duygular kişinin kendisine
yöneltilir. Böylece kişinin özsaygısı azalır, kendini
değersiz ve suçlu görmeye başlar, depresyon gelişir.
4. Benlik (ego) Psikolojisi: Bu kurama göre
benliğin 3 alanda özsever amaçları vardır. Bunlar; değerli
ve sevilen biri olmak; güçlü ve üstün olmak; iyi ve seven
olmaktır. Eğer yaşamda bu istekler gerçekleştirilemezse,
engellenirse benlik kaygı ve çatışmaya girer. Bu özsever
engellenme sonucunda özsaygı düşer ve depresyon gelişir.
5. Bilişsel (kognitif) Kuram: Çocukluk çağında
yaşanan deneyimler sonucunda oluşan bazı temel düşünce ve
inanç sistemleri kişinin erişkin yaşamında kendine, dünyaya
bakışını ve davranışlarını biçimlendirir. Bu düşünce ve
inançlar katı, değişime karşı dirençli ve aşırılık
özelliklerini taşırlar. Bu katı düşünce ve inançlar bilişsel
hatalar ve çarpıtmalar sonucunda olumsuz otomatik düşünceler
ortaya çıkar. Dünyaya, kendine ve geleceğe karşı ortaya
çıkan bu olumsuz bilişsel üçlü depresyon gelişimine neden
olur.
6. Davranışçı Kuram: Erken yaşam dönemindeki
deneyimlerle kişiler çeşitli davranış biçimlerini öğrenirler
ve kendi yaşamlarında uygularlar. Bu kurama göre depresyon
bir öğrenilmiş çaresizlik durumudur.
7-Tutuşturma (kindling) Modeli:
Bu modele göre; bir nöronun tekrarlayıcı bir şekilde
eşik
altı olarak uyarılması, er geç bir
aksiyon potansiyeli oluşturacaktır. Bu modelin duygudurum
bozukluklarına yansımasında; yaşam boyu karşılaşılan
biyolojik ve psikolojik streslerin tek başına bir duygudurum
bozukluğu yaratmaya yetmese de, beyindeki nöronların
uyarılma eşiklerinin zamanla düştüğü, son “vurucu darbeden”
sonra duygudurum bozukluğu kliniğinin ortaya çıktığı
şeklindedir (“bardağı taşıran son damla”).
TANI VE SINIFLAMA
Depresyon, Hastalığın
başlangıcı değişkendir. Bazı kişilerde aylar içinde yavaş
başlarken, bazılarında ise kısa sürede gelişebilir. Herkeste
görülmemekle birlikte, hastalık öncesi önemli kayıplar ya da
psikososyal stres öyküsüne sık rastlanır.
Depresyon şiddeti hafif,
orta ve ağır olmak üzere 3’e ayrılır.
Eğer olguda psikotik özellikler (sanrı, varsanı, gerçeği
değerlendirmede bozulma) varsa “psikotik özellikli
depresyon” olarak adlandırılır. Depresyonda sıklıkla
depresif temalı sanrılar (suçluluk, hastalık, ölüm,
cezalandırılma), nihilistik sanrılar görülür. MD’nun %15’i
psikotik özellikli depresyondur. Duygudurumla uyumsuz
psikotik özellikleri olan (örn. hem çökkün hem de “ben
başbakanım” denmesi) gençlerde yanlışlıkla şizofreni teşhisi
sık konmaktadır. Bu belirtilerden bir veya birkaç tânesi iki
hafta boyunca ısrarlı şekilde mevcutsa, en kısa zamanda bir
çocuk ve ergen psikiyatrına başvurmak gereklidir. Klinik
olarak daha ağır ve kötü gidişli bir tiptir. Özkıyım
düşünceleri psikotik depresyonda daha sıktır.
Eğer depresyonlu hasta tek depresyon atağı geçirmişse
“MDB-tek epizod” olarak tanı konur. Eğer birden fazla atak
geçirilmişse, yineleyen depresyon atakları varsa
“MDB-yineleyici” olarak tanı konur.
DSM-IV’e göre Major Depresif Bozukluk tanı
ölçütleri:
Major depresyon tanısı için, aşağıdaki belirti ve
bulguların en az 2 hafta süreyle devam ediyor olması,ve bu
ölçütlerden 5 ya da daha fazlasının bulunması gerekmektedir.
Ayrıca bu belirtilerin klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya
ya da toplumsal, mesleki ve sosyal alanlarda kişinin
işlevselliğini önemli ölçüde etkiliyor olması gerekmektedir.
- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu
süren çökkün duygudurum,
- Tüm yaşam etkinliklerine karşı
ilginin azalması veya bunlardan eskisi kadar zevk
alamama,
- Diyete bağlı olmaksızın, önemli
derecede kilo kaybı veya kilo alımının olması,
- Hemen her gün uykusuzluk
(insomnia) veya uykuda aşırı artış (hipersomnia) olması,
- Hemen her gün psikomotor ajitasyon
(huzursuzluğun dışardan gözlenebilir şekilde
davranışlara yansıması) veya psikomotor
retardasyon (hareketlerde belirgin yavaşlama) olması,
- Hemen her gün yorgunluk,
bitkinlik, enerji kaybının olması,
- Hemen her gün değersizlik, aşırı
ya da uygun olmayan suçluluk duyguları olması,
- Dikkat ve/veya konsantrasyonda
belirgin azalma veya karar verme güçlüğü,
- Yineleyen ölüm düşünceleri ya da
girişimi.
DEPRESİF DÖNEMİN SAĞALTIMI
Tedavi edilmemiş bir depresif
atak yaklaşık 6-13 ay sürer. Eğer 3 aydan önce antidepresan
tedavi kesilirse, hemen her zaman belirtiler geriye döner.
Başlangıç tanısı major depresyon olan hastaların yaklaşık
%5-10’unda ilk depresif ataktan 6-10 yıl sonra manik atak
ortaya çıkar. Daha sonradan bipolar bozukluk tanısı alan
major depresyon hastalarında sıklıkla; aşırı uyuma,
psikomotor yavaşlama, psikotik belirtiler, doğum sonrası
depresyon öyküsü, ailede bipolar bozukluk öyküsü ve
antidepresanların tetiklediği hipomani öyküsü vardır.
Depresyon yineleyebilen bir hastalıktır; yeterli süre ve
dozda antidepresan tedavi alan hastalarda bile, yaşam
boyunca %30-50 yineleme riski vardır.
Çökkünlük nöbetlerinde
başlangıçta ilaç sağaltımı önceliklidir. Uygulanacak
sağaltım yöntemine depresif dönemin özellikleri, tipi,
şiddeti, ayırıcı tanısı yapılarak kararlaştırılır. Eğer
atağın özellikleri yeterince belirlenememişse, diğer
uzmanlık dalları ile işbirliği gerekiyorsa (hasta yemiyor,
,içmiyor, ilaç kullanmayı reddediyorsa, özkıyım düşünce ve
girişimleri varsa, psikotik özellikli depresyon ise, yeterli
sağaltımı almasına karşın düzelme olmamışsa) hastaneye
yatırılarak izlenmesinde yarar vardır. Böyle yemiyor,
içmiyor, fizik durumu kötüye gidiyorsa, konuşmuyorsa, ağır
sanrıları, özkıyım düşünceleri ya da girişimleri varsa çoğu
kez en etkili ve hızlı sağaltım yolu EKT’ dir. (elektrokonvulsif
terapi; genelde fiziksel sorunları nedeniyle ilaç
kullanamayan, intihar düşünceleri olan ve dirençli tip
hastalar için yararlı bir seçenektir. EKT sırasında yaklaşık
yarım saniye süreyle beyinden doğru akım geçirilmektedir.
EKT oldukça güvenlidir ve herhangi bir ilaç tedavisinden
daha hızlı etki gösterir. EKT, çoğunlukla, ilaç tedavisiyle
kontrol sağlanamayan şiddetli depresyon ve mani atakları
için yararlıdır)
Depresyon sağaltımında kullanılan
ilaçlar antidepresanlardır. Bu ilaçlar serotonin,
noradrenalin ve dopamin gibi aminlerin yıkımını önleme,
hücreye geri alımını önleme ve reseptörleri üzerinden
etkinliklerini düzenleme şeklinde farmakolojik etkilerini
gösterirler. Günümüzde major depresyon tedavisinde en sık ve
yaygın olarak kullanılan antidepresanlar Serotonin Geri Alım
Önleyicileri’dir (SSRI). Bu ilaçlar, özellikle, eski
antidepresan ilaçlara göre daha az yan etkiye sahip
olmalarından dolayı tercih edilmektedirler. Bağımlılık
yapmamaları önemli bir özellikleridir. Fakat etkilerinin
başlaması yaklaşık 2 hafta kadar gecikebilmekte, bu sürede
yan etkileri ortaya çıkabilmektedir. Bu yüzden, düşük
dozlarda başlayıp dozu tedricen arttırmakta fayda vardır. Bu
bilgilerin hasta ve yakınlarına ayrıntılı olarak verilmeleri
ilaca uyumu arttırır. Kullanılan ilaçların etkin dozda ve
etkin sürede kullanılmaları önemlidir. Hasta için klinik
olarak yeterli doz saptandıktan sonra, o dozda tedaviye 9
ay-1 yıl kadar devam etmek önerilmektedir, erken kesilen bir
ilaç tedavisi depresyonun tekrarlamasına neden olacaktır.
İlaç kesimi de, beyin biyokimyasında ilacın etkisiyle
meydana gelen değişimler göz önüne alınarak tedricen
yapılmalıdır. Aksi takdirde kesilme belirtileri ortaya
çıkar.
İlaç seçiminde göz önünde
bulundurulacak iki önemli nokta ilacın yan etki profili ve
ailedeki ilaç öyküsüdür. Hastanın birinci derece akrabasında
daha önceden faydalı olmuş bir ilaç varsa, o ilacı tercih
etmek daha doğru bir seçim olacaktır.
İlaç tedavisi ile hasta
düzeldikçe çökkünlüğe neden olabilecek, çökkünlüğü
süreğenleştirecek yada yineletecek kişilik ve çevre
etkenlerini psikoterapötik yöntemlerle ele almak
gerekebilir.
·
Çökkün hasta başlangıçta uzun konuşma ve
çözümlemelere dayanamaz. Hastayı konuşmaya
zorlamak yerine hastayı dinlemek onun
istediklerini anlatabilmek için zaman vermek gerekir.
·
Başlangıçta destekleyici bir yaklaşım
uygulanmalı iyileşme olduktan sonra çökkünlüğe
yatkınlık doğuran kişilik özellikleri
ele alınmalıdır. Kişilik özellikleri ile çökkünlük
arasındaki bağlantı hastaya gösterildikçe bunların
azaltılması bırakılması için yol göstermeye çalışılır.
·
Çökkünlükten sonra içgörü kazanan hata
genellikle sonraki uyumunda daha güçlü olur.
Klasik psikanalitik kurama göre
çökkünlerde varsayılan ambivalans duyguların ve bilinçdışı
nefretin deşilmesi ya da yorumlanması
hastayı daha çok suçluluk duygusuna itebilir ve çökkünlük
derinleşebilir.
·
Bilişsel açıdan hastanın kendi benliğine,
dünyaya, geleceğe karşı geliştirmiş olduğu olumsuz
ve karamsar değerlendirmeleri görmesi
ve değiştirebilmesine yardımcı olmak için bilişsel terapi
yaklaşımı uygulanmalıdır.
·
Aile içerisinde önemli stres kaynakları
olabilir bunları aile bireyleri ile tartışmalı ve
onlarında sağaltıma katkıları
sağlanmaya çalışılmalıdır.
·
Orta yaş sonrası çökkünlerde yaşlanma emekli
olma yaşamdan beklenenlerin gerçekleşmemesi ile
ilgili sorunlar iş uğraşlar yaşamı
anlamlı ve daha dolu yapacak konular açılarak hastaya yol
gösterilir.
DEPRESYON TEDAVİSİNDE KULLANILAN PSİKOTERAPÖTİK YÖNTEMLER
KOGNİTİF
(BİLİŞSEL) PSİKOTERAPİ (KPT)
Kognitif psikoterapi depresyon tedavisinde etkili
bulunmuştur. Hâlihazırda depresyon için kullanılan kognitif
model Beck ve arkadaşlarının
çalışmalarını temel almaktadır. Kognitif yaklaşıma göre
benlik saygısı ve
beklentilerle ilgili olarak oluşmuş şemalar kişinin kendisi,
dünya ve gelecek hakkında
olumsuz duygular geliştirmesine neden olur. Kişi
geçmişine bağlı olarak
oluşturduğu akıl dışı şemalarla yaşantılarını toparlar,
formüle eder ve çözümler. Ayrıca kendisini ve olayları
değerlendirirken bazı mantık hataları yapar. Böylece
kendilik algısındaki çarpıtmalardan (hak etmiyorum,
yetersizim, hatalıyım), çevrenin çarpık algılanmasından
(beni reddediyorlar, çok
şey istiyorlar, mahrum bırakıyorlar) ve geleceğe yönelik
karamsar bir
bakış açısından oluşan (her şey boş, anlamsız, umut yok)
oluşan kognitif
triad (bilişsel üçlü) oluşur. Bu temel üçlüye mantık
hataları ve sessiz önermeler
(X beni sevmezse ben değersizim; ben
varken X'in yanında olumsuz bir şey olursa
benim kabahatim; bir kez
olmadı, hiç olmayacak) eklenir.
Kişinin bu yüksek
beklentileri ve buna eşlik eden başarısızlık duyguları, depresyonun ideal
kendilik algısı ile kişinin gerçek kendiliği arasındaki
uyumsuzluktan ortaya çıktığını varsayan dinamik
bakış açısına benzer.
Kognitif psikoterapi standart ve kısa bir psikoterapötik
yaklaşımdır. Öğrenmenin
temel amaç olarak belirlendiği seanslardan oluşur. Her
seansta bir önceki görüşmenin etkileri, sonuçları
gözden geçirilir, belli hedefler planlanırak ev ödevleri
verilir. Temel yaklaşım
mantık kurallarının
hastanın otomatik çıkarımlarına uygulanmasıdır.
Depresif afekte eşlik eden her olumsuz şema
tanımlanır, sıklığı ve hangi koşullar altında oluştuğu
belirlenir. Bu önerme test edilebilir bir hipotez olarak
ele alınır ve günlük olaylardan bu hipotezi sınamak için veriler toplanır.
Kognitif psikoterapide terapist oldukça aktiftir ve hasta
ile sürekli bir ilişki içerisindedir. Terapist ve hastadan
oluşan araştırıcı ekip, her depresif düşünceyi
iki bilim adamı gibi verileri toplayarak sınarlar. Terapist eğitimci rolündedir. Hastaya olumsuz düşüncelerini izlemeyi, duygu
ve davranış arasındaki ilişkiyi tanımayı, çarpıtılmış
otomatik düşüncelerine
yönelik olumlu-olumsuz kanıtları gözden geçirmeyi, bunların
yerine gerçeğe daha yakın yorumlar koyabilmeyi,
yaşantılarını çarpıtmasına neden olan çarpıtılmış
inançlarını tanıyıp değiştirmeyi öğretmeyi amaçlar.
İNTERPERSONEL PSİKOTERAPİ (İPT)
Kuramsal açıdan Adolf Mey er, Johns Hopkins ve Harry Stack
Sullivan'ın katkıları ile şekillenmiştir. Çocukluk
yaşantılarının önemi kabul edilmekle birlikte,
depresyonun
kişinin sosyal ortamı ya da kişiler arası ilişkileri, bunların
kalitesi(ne kadar destek verdikleri) bağlamında ortaya
çıktığı
ve ilişki düzeldikçe depresyonun da düzeleceği öngörülür. Teknik girişimler çocukluk yaşantılarından çok "burada
ve şimdi" gerçekleşen olaylara odaklanmıştır. Terapist
oldukça
aktiftir,
hasta seans içinde tartışmak istediği konuyu seçtikten sonra tavsiyelerde bulunur, hastanın problem çözmesine
yardım eder, eğitir, yüreklendirir,
ev ödevleri verilir..
Altta yatan çalışmalara yönelik içgörü kazanılması
ve kişilik değişimi
değil; eğitim, sosyal çevre ile ilgili yönlendirme ve sorun
çözme ile değişim hedeflenir.
Sosyal
işlevselliği düşük hastaların IPT'ye daha iyi yanıt verdiği
bildirilmiştir.
IP yaklaşımda hastalıkta ve sağlıkta diğerleri ile doyum sağlayan yakın
ilişkilere ve olumlu iletişime öncelik verir.
Klerman'ın (1984) yaklaşımında özellikle depresyonla
ilintili olarak kişilerarası ilişki alanında 4 temel sorun
tanımlanmıştır;
anormal yas tepkisi, rollerle ilgili çatışmalar (örn.
sevilen kişilerden mantıksız, karşılıksız beklentiler), rol değişimlerinde
güçlükler (önemli yaşam
olaylarında
başa çıkmakta yetersiz kalmak, evlilik, çocuk sahibi olmak
vb.) ve
ilişkilerde
yetersizlikler (yetersiz sosyal beceriler, sosyal izolasyon
öyküsü ya da geçici ilişkiler öyküsü).
IPT hem
destekleyici hem de davranışçı stratejiler
kullanılır; bilgilendirmek, rehberlik, güvence vermek ve
çevreyi düzenlemek gibi yöntemler ve didaktik teknikler
kullanılır.
İlk
aşamada o anki depresif
semptomlar üzerinde durulur. Bilgi toplanır ve bir
değerlendirme yapılır.
Depresyon hakkında hastaya bilgi verilir. Önemli ilişkiler
ve sorun alanları gözden geçirilir. Terapi kontratı
yapılır ve tedavi planı hastaya sunulur. Genellikle,
IPT terapistleri hastalarla haftada bir olmak üzere, 50
dakikalık 12-20 seans için kontrat yapar.
Daha
sonraki aşamada tanımlanan sorun alanı ele alınır. Her temel
sorun alanına özgü amaçlar belirlenir. Örneğin anormal yas
tepkisine yönelik bir çalışma yapılırken temel teknik kayba
yönelik olumlu/olumsuz afektlerin (üzüntü, suçluluk, utanç,
cesaret, umut)
araştırılması ve ifade edilmesidir. Bu hem katarsisis
sağlar, hem de kaybedilen
ilişkiye alternatif bir bakış da getirir.
Hastanın
uyumunu bozan algılamalarını, hatalı iletişim biçimlerini
ve sorununu arttıran beklentilerini gözden geçirmesine
yardım edilir.
Terapist hastanın bunları netleştirmesine ve diğerleri ile
ilişki kurarken alternatif yollar bulmasına yardım eder.
İletişim analizi ve yeni iletişim becerileri
öğretilmesi bunun bir parçasıdır.
Hastanın halihazırdaki
rolüne uyum sağlamasını kolaylaştıracak sosyal becerileri
kazandırmak amaçlanır.
Terapi süreci içinde terapistle
kurulan olumlu ilişki ve ortaya çıkan sorunların üzerinde
uzlaşılması hastaya
gelecekteki ilişkileri için bir model oluşturur ve pratik
yapmasını sağlar.
IPT'de
terapist hastanın avukatıdır. Doğrudan güvence veren
ve tavsiyelerde bulunan destek veren bir yardımcı
konumundadır. Terapist-hasta ilişkisi gerçekçidir (tedaviyi engelleyen bir direnç
oluşmadıkça, aktarım
olarak yorumlanmaz) ve sorun çözmeye odaklanmıştır. Böylece
hastanın çok bağımlı hale gelmesi ya da regrese
olması önlenir.
Bilişsel
işlevsellikleri düşük hastalar ise kognitif ya da davranışçı
tekniklerle birlikte
uygulanan kognitif davranışçı terapiye daha iyi yanıt verir.
IPT sağlık çalışanlarına
özellikle psikiyatrist, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar
ve hemşirelere öğretilmektedir.
ÇOCUK VE ERGENLERDE DEPRESYON
Depresyon
genellikle 12 yaş sonrasında daha yaygın olarak görülmekle
birlikte nadir olarak erken çocukluk döneminde
rastlanabilmektedir. Çocuklar depresyon belirtilerini
yetişkinler gibi göstermezler. Genellikle davranışlarla dışa
vurma ve bedensel şikâyetlerle depresyon belirtilerini
gösterirler.
Çocuklardaki depresyon genellikle; aşırı sinirlilik, içe
kapanma, üzgün bakış , daha öncesinden zevk aldığı
uğraşlardan zevk alamama, kazanılmış becerilerden geriye
dönüş (gece işemeleri, bağımsız yapabildiği işleri yapamama
vb), çabuk sinirlenme, gün içerisinde ara sıra ağlama, aşırı
hareketlilik, okul başarısındaki düşüş, uyku problemleri,
uykudan korkarak uyanma, yalnız uyuyamama, iştah
problemleri, kendine güvensizlik, olayları olumsuz
değerlendirme, aşırı hassas, alıngan ve abartılı yorum ve
tepkilerin olması (bağırma ya da ağlama gibi), olaylar
karşısında kendini suçlama, ölme ya da yaşamama isteğini
dile getirmesi ya da notlar yazması, arkadaş ve sosyal
çevresinde uyum güçlükleri, oyuna ilgisinin azalması, okul
ve ailede bazı problemler şeklinde görülebilir.
Ergenlik
çağından itibaren depresyon oranları kızlarda artarken,
erkeklerde bir fark göstermemektedir. Ergenlikte özellikle
fiziksel değişiklikler duygusal gelişimde etkili olmaktadır.
Çünkü bu fiziksel değişiklikler benlik saygısını
etkilemektedir. Kızların kilo almama, ideal ölçülerde olma
gibi istekleri olurken, erkekler kaslarının gelişmesi gibi
bu dönemin getireceği değişiklikleri olumlu karşılamaktadır.
Çocuğun doğup büyüdüğü sosyal çevre, kültürel değerlerde
önemlidir.
Çocuk ve Ergenlerde Depresyonu
Tetikleyen Olumsuz Hayat Olayları Şunlardır
- Anne ve/veya baba yoksunluğu
(vefat, hastalık, başka şehirde yaşamak, çok yoğun iş
temposu vb. sebeplere bağlı olarak)
- Duygusal uyarandan, ilgiden mahrum
kalmak
- Âile içinde gerginlik, çatışma,
fiziksel şiddetin varlığı, ciddi ekonomik sorun
yaşanması
- Boşanma
- Göç veya taşınmak
- Ebeveynin bir veya ikisinin ruhsal
hastalığa sâhip olması, anne
baba veya aile üyelerinden
birinde madde
bağımlılığı,
- Kapasitesinin üstünde akademik
beklenti, akademik başarısızlık, sınav stresi
- Kronik fiziksel hastalıklar veya
sorunlar
- Akran geçimsizliği, karşı cinsle
yaşanan sorunlar
- Çocuğa
yönelik cinsel ve fiziksel istismar,
AİLELERE ÖNERİLER
Çocuk ve
ergenlerde depresyon tedavi edilebilmekte ve çocuklar
tamamen eski sağlıklarına kavuşabilmektedirler. Çocuklardaki
depresyonun saptanabilmesi için anne babaların yukarıda
sayılan durumlara karşı uyanık olmaları gerekir. Aynı
zamanda çocuklara depresyon ile birlikte gelişebilecek madde
bağımlılığı, okuldan atılma, davranış problemleri gibi
sorunlar oluşmadan tedavi için bir an önce devreye
girilmelidir. Özellikle çocuğu etkileyen stres etkenleri
araştırılmalıdır.
Çocukluk çağı depresyonlarının tedavisinde ilaç ve
psikolojik tedavi yaklaşımı gereklidir . Özellikle eşlik
edebilecek diğer psikiyatrik durumların ortaya çıkarılması
gereklidir. Her türlü tedavide (İlaç tedavisi, psikoterapi
vb.) ailenin hekim ile güvenli işbirliği tedavinin
etkinliğini yakından etkilemektedir. Çocuğun depresif
döneminde ciddi bir çevre desteğine ihtiyacı vardır.
Okul ve
arkadaş ilişkilerindeki değişiklikler değerlendirilmeli, bu
konuda öğretmenler, okuldaki rehberlik uzmanları ve okul
yönetiminin desteği alınmalıdır. Bu dönemde özellikle anne
babanın rolü çok önemlidir. Çocuğa sakin, şefkatli ve güven
sağlayıcı bir şekilde yaklaşılmalıdır. Çocukla açık ve net
bir iletişim kurulmalıdır. Fazla bunaltmadan gözetim altında
tutulması yararlı olacaktır.
Küçük
çocuklarda ifade becerisi zayıf olduğu için daha çok
depresyon davranış problemleri ile karşımıza çıkarlar. Anne
babaların veya çocuğu yetiştirmekle yükümlü olanların
çocukta bir problem olup olmadığı konusunda uyanık
bulunmaları ve problemin kendisine değil nedenlerine
odaklanmaları gerekir.
Çocukluk
çağı depresyonları çocuğun kişilik ve sosyal gelişimini
doğrudan etkileyeceğinden tedavisi çok önemlidir.
İNTİHAR
İntihar girişimi, ön-ergenlik
yıllarında nâdir olmakla beraber, ergenlik döneminde her iki
cinsiyette de artış göstermektedir. Depresyona aşağıdaki
özelliklerin eşlik ettiği bireyler intihar girişimi
açısından daha riskli olarak değerlendirilmektedir:
- Yaşanan olayları bilişsel (kognitif)
açıdan çarpıtarak yaşayan bireyler
- Olumsuz hayat olaylarına mâruz
kalmak
- Ümitsiz olmak
- Öfke hâli ve duygusal sıkıntılara
tahammül etmekte güçlük çekme
- Problem çözme becerilerinin
yetersizliği,
- Stres ve umutsuzluk duyguları,
- Kendisine ve çevresine ilişkin
mükemmeliyetçi beklentiler,
- Kendine gerçekçi olmayan
standartlar ve hedefler koyma, başarısız olduğunda
aldığı eleştiriye
katlanamama
- Aile içi şiddet, ayrılık ve kayıp
Ülkemizde yapılan çalışmalarda, çocuk
ve ergen intihar girişimlerinde sıklıkla aile içi sorunlar
ve geçimsizliğin gözlendiği bildirilmiştir.
Çocuk ve gence ondan gelen uyarıları dikkate alarak,
izin verdiği ölçüde ancak güvenini kazanarak yardımcı
olunabilir.
Tedavi
İntihar düşüncesinin hekim
tarafından mutlaka sorgulanması gereklidir. Böyle bir
eğilimden şüphe ediliyorsa, çocuk ve aileyle konuşularak
gereken tedbir uygulanır veya hastaneye yatarak tedavi
plânlanır.
Ergeni intihar davranışına yönelten
nedenler ele alınmadan, ergenin ailesi ile ilişki kurulmadan
tedavide başarı elde edilmesi olası değildir. Çünkü
çocukları intihar davranışı sergileyen ailelerde girişim
sonrası çok çeşitli duygu ve düşünceler yaşanmaktadır
(örneğin, aile içinde birbirini suçlama, utanma, olayı yok
sayma, ergeni cezalandırma gibi). Bu konular tek tek ele
alınıp incelenmeli, aile içindeki bireylerin duygularını
ifade etmeleri sağlanmalıdır. Yine unutulmaması gereken
önemli bir nokta da, aynı ailede farklı bireylerde intihar
davranışının olması veya daha önce intihar girişiminde
bulunmuş bir ergenin intihar girişimi konusunda daha fazla
risk taşıdığıdır. Bu nedenle intihar girişiminde bulunan
ergen en az 6 ay–1 yıl gibi bir süre yakından izlenmeli ve
yaşam olayları,sosyal uyumu,
kişiler arası ilişkileri üzerinde durulmalıdır.
Özellikle ergenlik dönemindeki
intihar teşebbüsleri plânlanmamış bir şekilde âniden icra
edilir. Bu açıdan erişkinlerde görülenden farklılık
gösterir. Bir ergen sadece bir arkadaşına veya öğretmenine
kızıp, böyle bir teşebbüse yeltenebilir. Bu nedenle bu yaş
grubunda, intihar düşüncesinin mutlaka sorgulanması ve bu
yönde olan her çeşit eğilimin özellikle ciddiye alınması
gereklidir.
DSM-IV’e göre Bipolar I Bozukluk
Tanı ölçütleri:
Bipolar
bozukluk (BPB) manik ve depresif belirtilerin
bulunduğu ataklarla seyreder. Tanı alma
yaşı ortalama 18-20'dir ve ergenlik öncesi başlangıç
nadir olarak bildirilir.
Mani neşeli, coşkulu bazen öfkeli bir duygudurum
içinde düşünce, konuşma ve hareketlerde hızlanma; güçlülük
ve büyüklük düşünceleri ile giden bir sendromdur. Atak
şiddetine göre hafif, orta ve ağır olarak ayrılır. Psikotik
özellikler varsa “psikotik özellikli mani” olarak
adlandırılır. Sanrılar daha çok büyüklük, güçlülük,
zenginlik, bilginlik temalı sanrılardır. Bipolar bozukluk
tanısı koymak için hastada tek bir manik atağın olması
yeterlidir. Fakat genellikle hastalıkta manik atağın yanında
depresif ataklar da gözlenir. Bipolar bozukluk klasik olarak
yineleyen manik epizodlar ya da mani ve depresyon
epizodlarıyla seyreden, epizodlar arasında tamamen düzelme
gözlenen bir bozukluktur.
Manik nöbet tanı ölçütleri:
En az bir hafta süreyle yükselmiş, taşkın ya da irritabl
duygudurum (aşırı huzursuzluk) döneminin olması ve aşağıdaki
belirtilerden 3 ya da daha fazlasının bulunması
gerekmektedir. Ayrıca mesleki ve toplumsal işlevlerde önemli
sorunlara neden olur ya da başkasına zarar vermesini önlemek
için hastaneye yatırılması gerekmektedir.
- Öz saygıda artma, büyüklük
düşünceleri
- Uyku gereksiniminde azalma
- Aşırı konuşkan olma, baskılı
konuşma
- Fikir uçuşmaları
- Dikkat dağınıklığı
- Psikomotor ajitasyon, amaca
yönelik etkinliklerde artma
Kötü sonuçlar doğurma olasılığı yüksek,
zevk veren etkinliklere katılma
Bipolar Bozuklukta Koruyucu
Sağaltım:
Bipolar bozukluk sıklıkla depresyon atağıyla
başlar (kadınların %75’inde, erkeklerin %67’sinde) ve
yineleyici bir şekilde seyreder. Çoğu hastada hem depresif,
hem manik ataklar görülür. Tedavi edilmemiş bir manik atak
ortalama 3 ay sürer. Bipolar hastaların seyri, depresyon
hastalarından daha kötüdür. Her ne kadar ataklar arasında
tamamen normal işlevselliğe dönülse de, özellikle sık ve
ağır ataklar geçiren hastalarda yıllar geçtikçe
işlevsellikte azalma görülebilir. Bipolar hastaların
%40-50’si ilk ataktan sonraki 2 yıl içersinde ikinci bir tak
geçirirler.
Ağır manik atakta hastaneye
yatırılarak sağaltım yapılmalıdır. Hastanın beslenmesine,
sıvı-elektrolit dengesine, temizliğine ve fizyolojik
işlevlerine özen gösterilmelidir. Uzun süreli sağaltım,
bakım ve koruyucu önlemler hastaya ve ailesine açıklanır.
Bipolar bozukluğun tedavisi akut atak tedavisi ve
sürdürüm tedavisi olarak iki farklı süreci içerir. Akut
atakta tedavi atağın manik ya da depresif atak olmasına göre
değişir. Eğer manik ataksa, davranış kontrolü açısından,
duygudurum düzenleyicinin yanına antipsikotikler ve/veya
benzodiazepinler eklenebilir. Eğer depresif ataksa, düşük
dozda antidepresan tedaviye eklenebilir. Fakat antidepresan
ilaçların özellikle bu hastalarda manik atağı tetikleme
riski olduğu için doz düşük tutulmalı, süre kısa olmalıdır.
Bipolar bozuklukta sürdürüm
tedavisinde duygudurum düzenleyicileri kullanılır. Bu
ilaçların özelliği, beyin biyokimyasında yarattıkları özgül
değişimler nedeniyle, çoğu hastada tekrar atağın ortaya
çıkmasını önlemeleridir. Bu ilaçlar uzun süreli kullanılır
ve ne zaman kesilecekleri hastaya göre bireyselleştirilerek
verilecek bir karardır, fakat ömür boyu kullanılma ihtimali
fazladır.
Mani nöbetlerinin kısa sürmesi,
geç başlangıç, iyilik dönemlerinin uzun sürmesi, olumlu
aile, iş ve uğraşı koşulları, madde alışkanlığının olmaması
olumlu sonlanım göstergeleridir
Son zamanlarda, bipolar bozuklukta
bilişsel işlevlerdeki bozukluğu gösteren çok sayıda kanıt
bildirilmektedir. Bu işlev bozuklukları, seçici dikkatte ve
dikkati sürdürmede, anımsama ve tanıma belleğinde, sözel
öğrenmede, sözel akıcılıkta, tepki oluşturma zamanında,
psikomotor ve yürütücü işlevlerde görülmektedir.
Taşkınlık durumunda hastaya değer veren
anlamaya ve yardım etmeye çalışan, taşkınlığı
artırıcı durumlardan sakınan insancıl
bir yaklaşımın dışında bir psikoterapi etkili değildir.
Anne ya da babaları bipolar I bozukluk tanısı ile
izlenen çocuklardaki yaşam
boyu psikopatoloji
yaygınlığı
oranlarının yüksek olduğu bulunmuştur.
Ailede bipolar bozukluk
ve duygudurum
bozukluğu öyküsü bulunması,
çocuk ve ergenlerde
görülen major depresyon
ataklarının bipolar
bozukluk ile sonuçlanmasında
risk etkeni olarak
gösterilmektedir.
Bipolar bozukluğu
olan ana/babanın varlığında çocukların ana
babaları tarafından
kabul ve ilgi görme ile kendi
kararlarını vermede
bağımsız hissetme algılarının
azaldığını ve bu
özelliklerin çocuklarda
psikopatoloji oluşumuna
katkıda bulunabileceğini göstermektedir.
ÇOCUK VE GENÇ ERGENLERDE BİPOLAR BOZUKLUK
Bipolar bozukluk hem çocuklarda hem
ergenlerde görülebilmektedir. Ancak erişkinlerdekinin
tersine, çocuklar ve genç ergenler çoğu zaman manik ve
depresif ataklar arasında, bir gün içinde birçok kez çok
hızlı duygu durum dalgalanmaları (hızlı döngü)
yasamaktadırlar. Mani çoğu zaman bir aşırı mutluluk dönemi
değil, aşırı iritabilite ve yıkıcı öfke nöbetleri dönemi
eklinde yaşanmaktadır. Bipolar bozukluğu olan çocuklarda
depresyon tipik olarak, çok sayıda fiziksel şikayet, okula
sık devamsızlık veya düşük performans, evden kaçma
girişimleri, iritabilite, yakınma, nedensiz ağlama, zayıf
iletişim ve reddedilme veya başarısızlığa aşırı duyarlılıkla
tanımlanmaktadır. Bipolar bozukluğu olan gençlerde karışık
semptomlar da yaygındır.
Travmatik olaylar bipolar
bozukluğun başlamasını tetikleyebilir. Ergenlik çağı riskli
bir dönemdir ve bipolar bozukluğu olan ergenler alkol kötüye
kullanımı, ilaç kötüye kullanımı ve suç işleme açısından
daha fazla risk altındadır. Bir bağımlılığı ve/veya intihar
düşünceleri olan çocuklar ve ergenler her zaman ciddiye
alınmalı ve duygu durum bozukluğu açısından
değerlendirilmelidir. Uygun tedaviyle intihar düşüncelerinin
üstesinden gelmek mümkündür.
Çocuk ve genç ergenlerde bipolar
bozukluğun tanısı çoğunlukla zordur
Çocuklar ve genç ergenlerde kesin
bir bipolar bozukluk tanısı formüle etmek çoğunlukla zordur.
Ailesel tıbbi öyküye ilişkin bilgi, doğru tanı koymak için
son derece değerli olabilir. Bipolar bozukluğun bu hastalığı
bulunan ebeveynlerin çocuklarını etkileme olasılığı daha
yüksektir. Bir ebeveynin bipolar bozukluğu olduğunda, her
bir çocuk için risk %15–30 olarak hesaplanmaktadır.
Çocuklar ve genç ergenlerde
bipolar bozukluk semptomları başlangıçta normal duygulanım
ve davranışlarla karıştırılabilmektedir. Ancak normal
duygudurum değişikliklerinin tersine, bipolar bozukluk
okuldaki işlevselliği, akranlar ve aileyle ilişkileri
anlamlı ölçüde bozmaktadır. Bipolar bozukluğu olan pek çok
çocukta ayni zamanda öğrenme güçlükleri ve düşük benlik
saygısı da görülmektedir.
Bipolar bozukluğun semptomlarını
açıklayabilecek diğer nedenler olasılık dışı bırakılmalıdır.
Çocuklarda, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
ve diğer mentol bozukluklar bipolar bozukluğu
maskeleyebilmekte ya da kimi zaman birlikte ortaya
çıkabilmektedir.
Birçok çocuğa bipolar bozukluk
yerine DEHB tanısı koyulmaktadır. Aslında, DEHB çoğunlukla
bipolar bozukluğun semptomları açıkça gelişmeden önce ortaya
çıkmaktadır. Bu, DEHB olan tüm çocuklarda bipolar bozukluk
gelişeceği anlamına gelmez. Yine de Bipolar Bozukluğu
bulunan bir akrabası olan DEHB'li bir çocukta bu hastalığın
gelişme olasılığının daha yüksek olduğu düşünülmektedir.
Küçük çocuklarda antidepresan ya da
psikostimülan ilaçlar verildikten sonra mani geliştiğinde,
anında bipolar bozukluk tanısı ve tedavisi düşünülmelidir.
ÇOCUK VE GENÇ ERGENLERDE BİPOLAR BOZUKLUĞUN TEDAVİSİ
Bipolar bozukluğu olan çocukların
ve ergenlerin tedavi almaları ve büyüdükçe semptomlarını
nasıl kontrol altına alabileceklerini öğrenmeleri çok
önemlidir. İlaç tedavileri duygudurumun dengelenmesi
çoğunlukla yardımcı olmaktadır ve psikoterapi ek yarar
sağlayabilmektedir. Bu ilaçların çocuklarda ve ergenlerde
etkinlik ve güvenilirliğine ilişkin daha ileri
araştırmaların yapılması gerekmektedir.
ÜNLÜ BİPOLARLAR
Ernest Hemingway,
Charles Dickens, Honore de Balzac, Peter Tchaikovsky, Ludwig
van Beethoven, Emily Dickinson, Victor Hugo, Vincent van
Gogh, Michelangelo
DİSTİMİK BOZUKLUK
Depresif belirtilerin, depresyona
göre daha hafif düzeyde ve en az 2 yıl boyunca sürdüğü
kronik bir tablodur. İlgi, istek ve üretkenlikte azalma;
suçluluk, yetersizlik duyguları ve öfke gibi depresyonda da
görülebilen ancak daha hafif seyreden belirtilerle
karakterizedir. Yaşam boyu yaygınlığı %6 dolayındadır.
Erkeklere göre kadınlarda, gelir düzeyi düşük olanlarda,
bekarlarda ve gençlerde daha sık görülür. Major depresyon,
anksiyete bozuklukları, madde kullanım bozuklukları gibi
diğer pskikiyatrik hastalıklarla birlikte görülme sıklığı
yüksektir. Tedavide antidepresanlar ile psikoterapiler
birlikte kullanılır.
SİKLOTİMİK BOZUKLUK
En az 2 yıl süreyle hipomani ve major
depresif bozukluğu karşılamayan nöbetler halinde seyreden
bir tablodur. Yaşam boyu yaygınlığı %1 dolayındadır. Daha
çok 15-25 yaş grubunda başlar ve daha çok kadınlarda
görülür. Sıklıkla depresif dönemlerde hipomanik dönemlerde
tedavi başvuruları olur.
HAZIRLAYAN
Sümeyra GEÇİLİ
Psikolojik Danışman
KAYNAKLAR;
AKDEMİR Devrim;
Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi: 12 (1) 2005
Bipolar
Duygudurum Bozukluğu
Olan Ana Babaların
Çocuklarında
Psikopatoloji Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi
2005 - Cilt 12
ASLAN Selçuk;
Diş Hekimliği Fakültesi Psikiyatri 2005-2006 Yılı Ders
Notları
www.med.gazi.edu.tr
DOKSAT Neslim G.;
http://www.doksat.com/default.aspx?a=6&s=4
ERDEN Gülsen;
www.psikolog.org.tr
GÜZEL E., TAHİROĞLU Y. A., BAHALI
K., AVCI A.; Çocukluk Çağı Bipolar Bozukluğu Olgu
Sunumları Çocuk
ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi
2004 - Cilt 11
HOCAOĞLU Ç., ÜKİNÇ K., TANRIÖVER K.S, ERSÖZ H.Ö. SAYAR M.K.
Bir Ergenin
İntihar Girişimi
Anadolu Psikiyatri Dergisi 2001;
2(4):236-242
ÖZPOYRAZ Nurgül; Çukurova Ün.Tıp
Fak.Psik.A.B.D Ders Notları
lokman.cu.edu.tr/psikiyatri/dersnot
ÖZTÜRK M.Orhan; Ruh Sağlığı ve
Bozuklukları Hekimler Yayın Birliği
ÖZMEN Mine; İ.Ü.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri;
Depresyon, Somatizasyon ve Psikiyatrik Aciller
Sempozyumu Aralık 1999, İstanbul,
http://www.ctf.edu.tr/stek/pdfs/17/1712mo.pdf
SAYIN Aslıhan; Gazi Ün. Diş
Hekimliği Fak. Psikiyatri Ders Notları www.med.gazi.edu.tr
http://www.janssen-cilag.com.tr/disease/detail.jhtml?itemname=bipolar_children
T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi-Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı www.ozida.gov.tr/egitim/egitimseti/duygu.htm
www.mcaturk.com
|