|
ÖZGÜVENİ YÜKSEK BİR GELECEK
İÇİN
Genel olarak başarısız,
çekingen, mutsuz çocuk ve gençlerimizi gözlemleyip anlamaya
çalıştığımızda aynı sorunla karşılaşıyoruz. Kendilerine
Güvenmiyorlar, kendi başlarına karar vermeleri ya da
kendilerini ifade etmeleri gereken durumlarda yetersiz
kalıyorlar.
Kişinin bu dünyada ‘bende
varım’ diyebilmesi, haklarını savunabilmesi için en
önemli etken olan özgüven; doğduğumuz andan itibaren
gelişmeye başlayan, hem duygusal hem de toplumsal anlamda
kendimizi güvende ve mutlu hissetmemiz için önemli olan,
kişiden kişiye değişiklik gösteren karmaşık bir süreçtir.
Karmaşık olmasının nedeni
özgüven gelişiminin sadece kendimizi algılayışımızdan değil
çevremizdeki kişilerden ve içinde bulunduğumuz durumlardan
da etkilenmesinden kaynaklanmaktadır.
Örnek olarak; bir yakının kaybedilmesi, şehir veya
okul değiştirilmesi, yeni bir çevre, yaşam standartlarının
değişmesi vb. verilebilir.
Özgüven duyguları
gelişmiş çocuklar karşılaştıkları problemlerde umutsuzluğa
düşmeden, pes etmeden, farklı çözüm yollarını deneyerek
sıkıntılarını atlatma yolunu seçerler. Başarısızlıkla
karşılaştıklarında nedenini başkalarına yüklemektense nerde
hata yaptıklarını araştırır ve bunu telafi etmeye
çalışırlar. Arkadaş gruplarıyla ve yetişkinlerle uygun
iletişim kurabilirler. Kısacası özgüven kişinin elindeki en
büyük güçtür. Çünkü kendimize olan güvenimiz; arkadaş
seçimi, eş seçimi, iş ve okul başarısı, meslek seçimi, çocuk
yetiştirme gibi yaşamın pek çok alanına yön verici bir rol
oynar. Kişi bu gücü iyi kullanırsa her alanda mutlu ve
başarılı bir birey olmayı başarabilir.
Özgüveni iç ve dış özgüven
olarak ikiye ayırabiliriz..
İç özgüven kendimizle
ilgili olumlu düşüncelerimiz ve kendimize olan inancımızdır.
İç Özgüveni gelişmiş bireyler; kendilerini tanırlar,
severler, kendilerine açık hedefler koyarlar ve pozitif
düşünürler.
Bu özellikler sayesinde kişiler hangi alanlarda
yetenekli olduklarını ve başarabileceklerini bilir ve
hedeflerini buna göre belirlerler. Böylece yapamayacakları
işleri üstlenip hayal kırıklığı yaşamazlar. Ayrıca pozitif
düşünce sayesinde karşılaştıkları olumsuzluklarla daha kolay
baş edebilirler.
Dış özgüven ise; dış
dünyaya kendi hakkımızda verdiğimiz görüntüdür. Dış Özgüveni
gelişmiş bireyler; kurdukları başarılı iletişim sayesinde
kendilerini ifade edebilme ve duygularını kontrol edebilme
anlamında sıkıntı yaşamazlar.
Çocukların kapasitelerinin
ortaya çıkması yaşamın ilk yıllarından itibaren tüm
ihtiyaçlarının karşılanması ve kendilerini güvenli ve
düzenli bir dünyada yaşadıklarını hissetmeleriyle mümkündür.
Çocuğumuz doğduğu andan
itibaren çocukluk çağı boyunca onun hakkındaki
düşüncelerimiz, beklentilerimiz, tutumlarımız, aile içindeki
iletişim biçimi, ebeveynlerin özgüven düzeyleri çocuğumuzun
özgüveninin şekillenmesinde önemli rol oynar. Bu yüzden
özgüven gelişiminde hiç şüphesiz en büyük görev birinci
sırada aileye düşmektedir.
Gelişimin bir bakıma,
sosyal öğrenme süreci olduğunu düşünürsek, çocuğun
sosyalleşmesi sürecinde ikinci önemli etken ise okuldur.
Okula başlayan bir çocuk için artık öğretmeninin tavırları
ve arkadaşlarıyla iletişimi çok önemlidir.
Çocukluk yıllarında
olumsuz yaşantılar çocukların kendilerini değersiz ve
beceriksiz hissetmelerine, dolayısıyla da öz güven
gelişimlerinin engellenmesine neden olurken, olumlu
ortamlarda büyüyen çocuklar daha başarılı, daha öz güvenli
bireyler olarak sosyal yaşama adım atmaktadırlar.
Anne baba tutumları
,ebeveynlerin kendilerine olan güven düzeyleriyle doğru
orantılıdır. Kendine güveni yetersiz ebeveynlerin çocukları
da güvensiz yetişirken özgüveni yüksek ebeveynlerin özgüveni
yüksek çocuklar yetiştirdiğini söyleyebiliriz. Ayrıca
çocukların model alarak öğrendiklerini göz önünde
bulundurduğumuzda ebeveynin tavırları nasılsa çocukta aynı
şekilde taklit edeceğinden anne babasının özgüveni düşük ve
orta düzeyde olan çocukların da güvenleri düşük, yüksek
olanlarınki ise yüksek olabileceğini söyleyebiliriz. Ancak
bu kesinlikle böyle olmayabilir. Çünkü daha öncede
belirttiğimiz gibi özgüven gelişimi sadece aileden değil
arkadaşlardan akrabalardan kendisi için önemli olan
kişilerden ve içinde bulunulan ortamdan da etkilenir.
Yapılan araştırmalar;
babalarından övgü alan ve değer gören kız çocuklarının daha
bağımsız, özgüveni yüksek kadınlar olarak yaşamlarını
sürdürdüklerini ve doğumdan 5 yaşında kadar babasıyla
pozitif ilişki içinde olan kız çocuklarının ileriki yaşlarda
daha az psikolojik bozukluk yaşadığını göstermektedir.
Özgüven gelişimin sürecinde ikinci sırayı alan okul
yaşantısında şayet çocuk ve öğretmen arasındaki iletişimde
bir sorun yoksa çocuk başarılı olmak adına elinden geleni
yapar ve artık öğretmen çocuğun hayatında örnek alınacak en
önemli kişi haline gelir. Ancak durum tersi olursa aile
ortamında özgüveni yüksek bir çocuk olarak yetiştirilse bile
okula başladığında yaşayabileceği olumsuzluklar özgüveni
zedeleyebilir. Çünkü
öz güven duygusu kolay zedelenebilen bir
duygudur. Bireylerin ilk çocukluk yıllarında olumlu
yaşantıları olsa bile daha sonraki uygun olmayan deneyimler
sonucu öz güven sorunları ortaya çıkabilmektedir.
Bu duygunun
yerleşebilmesi için uygun ana baba tutumlarının öğretmen
tutumları ile paralellik göstermesi gerekmektedir.
Öz güven eksikliği
okulda ve yaşamın diğer alanlarında kendini çeşitli
şekillerde belli etmektedir. Kendine güveni eksik bireyler
duygusal, sosyal ve akademik konularda zorluklar
yaşamaktadırlar. Okulda çekingen veya zorba davranan,
duygusal olarak aşırı kırılgan ve hassas olan, yeni
deneyimlere kapalı olan çocukların genellikle öz güven
problemleri vardır.
Bu
çocukların güvensizliklerinin temelinde “ben zaten yapamam
ki, daha öncede yapamamıştım, yine başarısız olacağım, kimse
beni sevmiyor
”
gibi olumsuz düşünceler
yatmaktadır. Artık herkesin bildiği bir gerçek var ki bu
düşüncelerle başlanan işler başarısızlığı beraberinde
getirmektedir. Bu davranışları sergileyen çocuğa
öğretmeninin tavrı kızmak, cezalandırmak, aşağılamak olursa
öz güven
eksikliği perçinlemektedir.
Çocuklarımızda var olan özgüveni ortaya çıkartmak için;
ANNE BABAYA DÜŞEN GÖREVLER
Yarının gençleri geleceğimizin teminatı çocuklarımız;
Onların kendilerine güvenen
bireyler olarak yetişmesine istiyorsak işte yapılması
gerekenler;
Ailenin çocuğa
olan sevgisini gösterebilmesi çok önemlidir. Sevilmek
insanoğlunun en temel
ihtiyaçlarından biri olmasına
karşın, maalesef günümüzde hala çocuğa sevgiyle yaklaşmanın
onu şımartacağı yönündeki düşüncelere sahip aileler
mevcuttur. Oysa sevgiyi göstermek çocuğu şımartmanın
tersine, onun bir sevgi arsızı olmasının önüne geçmektir.
Eğer çocuk
ihtiyaç duyduğu sevgiyi aile ortamında yeteri kadar
göremezse bu sevgiyi dışarıda arama yoluna girecektir. Bu
durumda da çocuk kendisini kabul eden grubun özelliklerini
dikkate almadan, sadece sevgi ve kabul görme ihtiyacının
karşılayabilmek için yanlış arkadaş gruplarına girebilir.
Çocuğumuzun
yaptığı bir şey ya da gösterdiği bir başarı için değil
sadece kendisi olduğu için
sevdiğimizi hissetmesi
önemlidir. Koşulsuz bir sevgi sonucunda çocuğun kendine olan
güveni ve saygısı ne kadar gelişirse koşullu sevgi sonucunda
da o kadar sorunlu, korkak, bağımlı çocuklar yetişmesine
neden oluruz.
Sevgi sadece
sözel olarak değil fiziksel olarak ta hissettirilmelidir.
Bir düşünün bu dünyada
çocuğunuza sarılıp, okşamaktan
daha güzel bir duygu olabilir mi? Çocuklarımızı da kendimizi
de bu güzel duygudan mahrum etmeyelim.
“Temelinde sevgi olan hiçbir eğitim başarısızlığa uğramaz.”
Pestallozi
Eşinizle
aranızdaki tartışmaların da çocuğunuzun özgüvenini ve
güvenlik duygusunu zedeleyeceğini unutmayın.
Özgüven
gelişimine en büyük engel aşırı koruyucu aile tutumudur.
Çünkü çocuğa birşeyler yapması için imkân tanınmaz ve çocuk
kendi performansını keşfedemez , hangi alanda yeterli olup
olmadığını anlayamaz. Oysa çocuğun ailesi tarafından
desteklenmeye ve teşvik görmeye ihtiyacı vardır. Örneğin
çocuğun yürümeye başladığı dönemde çocuğu koruma
düşüncesiyle çok müdahale etmek, durdurmak, dokunmasına,
becerilerini denemesine fırsat vermemek ve engelleyici olmak
ileriki dönemler için
özgüveni düşük, bağımlı ve başarı duygusunu tadamayan
bireyler yetişmesine neden olur. Bu dönemde onun, fiziksel
zararlardan korumak suretiyle hareket etmesine, çevreyi
keşfetmesine fırsat vermek sosyal, zihinsel, duygusal
gelişiminin desteklenmesi ve kendine güvenmeyi öğrenmesi,
sorun çözebilme yetisini geliştirmesi açısından önem taşır.
Ev içinde ve
dışında başarabileceği sorumluluklar (sofrayı kurma, ufak
tefek alışveriş yapma.... vb.) verilerek kendi başlarına bir
şeyler yapabildiklerini görmeleri gerekir. Kaçınız
çocuğunuzun yemek yerken üstüne dökmesine, etrafı
kirletmesine göz yumup kendi başına yemek yemesine izin
verirsiniz?
Çocuğunuzla, yaş
düzeyine göre oyun oynamak, sohbet etmek, ya da sosyal
faaliyetlere katılmak için zaman ayrılmalısınız.
Çocuğun
fikirlerinin eleştirmeden dinlenilmesi, fikirlerine önem
verildiğinin gösterilmesi, sıkıntılarının mutluluklarının
paylaşılması önemlidir. Şayet çocuğunuz sizinle konuşmak
istediği anda gerçekten ona zaman ayıramayacaksanız uygun
olmadığınızı ve ne zaman uygun olacağınızı söyleyin.
Çocuklar sadece
belirlenmiş bir amacı başardıkları için değil, çabaları için
de desteklenmelidir. Yani önemli olan performans değil
gösterilen çabadır. Çocuk yeteri kadar çaba göstermesine
rağmen sonuç başarılı olmayabilir. Bu durumda performansa
göre tepki verilirse bir sonraki işte çocuğun heves ve
heyecanı kırılabilir.
Aile bireyleri
kendi davranışlarından sorumlu olmalıdırlar, çocuğa
sorumluluğu ve sorumluluğunu yerine getirmeyince uygulanacak
yaptırımlar açıkça anlatılmalıdır. Ve ciddi olarak
uygulanmalıdır. Örneğin yemeği döktüyse temizlemesi,
oyuncakları dağıttıysa toplaması gibi, sorumsuz davranışı
görmezden gelmeme, sinemaya gitmesine izin vermeme…
Çocuklar şayet
bir sorunla karşılaşmışlarsa ona çözüm yolunu göstermek
yerine sadece yol gösterici olunmalı ve sorun sizinmiş gibi
sahiplenilmemelidir. Onların sorunlarıyla kendi başlarına
mücadele etmelerine izin verilmelidir.
Değişik yaş
gruplarının da bulunduğu arkadaş ortamlarına girmesine izin
verin.
Çocuğunuzun
kendisini tanıması için çeşitli sosyal etkinliklere (resim,
tiyatro, spor vb…) yönlendirin. Bu tür
sosyal
etkinlikler, özellikle akademik anlamda başarılı olamayan
öğrencilerin kendilerini yetenekli ve değerli hissetmeleri
açısından önem taşımaktadır. Hiçbir çocuk yeteneksiz
değildir. Önemli olan yeteneklerini tanıyabileceği
etkinliklere katılması için teşvik etmektir.
Topluluk içinde
söz almasını teşvik edin.
Başkalarının
yanında küçük düşürmeyin, kardeşi ile bile olsa
kıyaslamayın.
Genelde "sen bunu
başarabilecek güçtesin, sana güveniyorum" sözleri, anne
babanın çocuklarına gerektiğinde söyleyebilecekleri sihirli
sözlerdir.
Çocuğunuzun
içinde bulunduğu yaş dönemlerinin özelliklerini öğrenmeye
önem verin. Bu sayede çocuğunuzdan beklentileriniz
çocuğunuzun seviyesinde olur, ondan kapasitesini aşacak
işler beklemezsiniz. Çocuğunuzun bir şeyi yapamayacağını
bildiğiniz halde bunu ondan beklemek sonunda hayal kırıklığı
yaşamanıza neden olur. Ayrıca her çocuğun farklı kapasitesi
ve seviyesi olduğunu da aklınızdan çıkarmayın.
Okul
ortamında ise;
Başarısız
çocukların sorunlarının temelinde özgüven eksikliği olduğu
bilinmelidir. Öğretmenin etkinlikler yardımıyla çocukta
,kendini kabul, özgüven, benlik saygısı gibi kişilik
özelliklerinin gelişimine yardımcı olması, bu sürecin olumlu
yönde ilerlemesine katkıda bulunacak etkilere sahiptir.
Öğretmen, çocuğa
sürekli ve uygun geri bildirim vererek bu gelişime yardımcı
olur. Bunun sonucu çocuk, giderek kendi özellikleri
konusunda daha çok bilgi kazanır ve kendisinin farkında olma
derecesini artırmaya başlar.
Gerek anne, baba
gerekse öğretmenler tutarlı, adil, demokratik olmalı ve
çocuklar arasından ayrım yapmamalıdır.
Hazırlayan
Sümeyra
Geçili
Rehber Öğretmen Psikolojik Danışman
KAYNAKLAR:
ELDEKLEKLİOĞLU Jale. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi,
Cilt 24, Sayı2 (2004)
HUMPREYS Tony Çocuk
Eğitiminin Anahtarı: ÖZGÜVEN Epsilon Yayınları.
YAVUZER
Haluk. Doğum Öncesinden Ergenlik Sonuna Çocuk Psikolojisi
Remzi Kitabevi
YAVUZER Haluk. Yaygın anne baba
tutumları “Ana-Baba Okulu”. Remzi Kitabevi
KASATURA İlkay. Kişilik ve Öz güven. Psikoloji Dizisi 4.
Evrim Yayınevi.
|