|
PSİKOSOMATİK BOZUKLUKLAR
“Ağrıyan
Bedenimiz Değil, Ruhumuzdur Aslında !”
Tanıdığımız
yaşlı ve alerjik yapısı olan bir kişide şöyle bir nezle
durumu gözlemiştik: bu kişinin 5 – 6 aylık torunu çok çabuk
enfeksiyon kapan, sık hastalanan bir çocuktu. Bütün aile bu
çocuğa hastalık bulaştırmamanın bilincindeydi. Nezle, grip
olduklarında bu çocuğun evine gelmezlerdi. Dede de aynı
kaygı vardı. Ne zaman kendini çok iyi hissedip hastalık
bulaştırmayacağından emin olarak torununun evine gelse, daha
merdiveni çıkmaya başlamadan şiddetli bir burun akıntısı ,
hapşırma başlıyor ve nezle olduğunu sanarak yukarı çıkmaktan
vazgeçip geri dönüyordu. Bu olay çocuğun sık hastalandığı
kış aylarında çok sık yinelenmişti. Zamanla çocuğun sık
hastalanması geçince dede deki bu geçici durumsal nezle de
kaybolmuştu.
( Kaynak:Ruh sağlığı ve bozuklukları, Prof.Dr.Orhan Öztürk )
Psikosomatik,
psikolojik kökenli olan
fizyolojik hastalıklara verilen genel addır.
Yunanca’da ruh anlamına
gelen "psyche" ile beden anlamına gelen "soma"
kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur.
Çoğu kişinin aklına "sağlık" deyince yalnızca bedensel
sağlık gelir. Oysa sağlıklı olmak beden sağlığı yanında ruh
sağlığını da içerir. Ne kadar "sağlıklı" olursanız olun,
kendinizi yine de "iyi" hissetmeyebilirsiniz.
Psikosomatik öğretiye göre bütün hastalıkların kökeninde
ruhsal nedenler vardır. Başka bir deyişle bedende görülen
herhangi fizyolojik bozukluğun kaynağında ruhsal bir neden
vardır. Bedensel sağlık ile ruh
sağlığı arasında keskin bir sınır yoktur. Birbirlerini hem
olumsuz hem de olumlu yönde etkileyebilirler. Bir başka
deyişle duygu ve düşüncelerimiz ile bedenimiz arasında
sürekli bir etkileşim vardır.
Gerçekte bütün bedensel hastalıklar, stres, çatışma ve
anksiyeteden etkilenirler.
Psikolojik sıkıntılar
ve
duygular özellikle içe
dönük insanlarda vücudu etkilemeye başlar. Kişi
davranışlarını ve hareketlerini kısmen kontrol edemez ve
erken yaşta saçlarda beyazlama, ekzema gibi hastalıklar
görülebilir.
Mide ya da karın ağrıları, reflü yorgunluk, halsizlik,
ayrıca ciltte sindirim sisteminde ve iç organlarda bazı
rahatsızlıklar görülebilir. Dünya genelinde yapılan
araştırmalar; özellikle dahiliye ve acil servislere başvuran
hastaların % 68 ’inin psikosomatik hasta olduğunu
göstermektedir.
Tüm bedensel hastalıkların ortaya çıkmasında psikolojik
faktörler değişik ölçülerde rol oynar. Örneğin, kalp
krizinin ortaya çıkmasında diğer birçok tıbbi kalıtsal
faktörün yanı sıra, son dönemde yaşanan kaygıların ve
depresyonun önemli bir payı vardır. Kişinin ruhsal durumunun
kötü olması, onu bedensel hastalıklar geliştirmeye yatkın
hale getirir. Uzun süreli ruhsal çatışmaları bulunan, işin
içinden çıkamayan, kendi iç dünyasında ciddi krizler ve
kaygılar yaşayan, gerilim ve şoklar yaşayan insanlarda
bedensel hastalık gelişimi çok daha kolaydır.
İstanbul
Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı ve
Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalı Başkanı Prof.
Dr. Sedat Özkan,
“ Psikosomatik hastalıklardan yakınan insanların
özelliklerini şu şekilde ifade etmiştir.”
“Her yaş
dönemindeki insanlarda psikosomatik hastalıklar görülebilir.
Genelde bu insanların birçoğunun sorumluluk duygusu ve
vicdan üst benliği yüksektir. İnsanlar arası ilişkilerde
'hayır' deme güçlüğü çekerler. Takdir ve kabul edilme
gereksinimleri fazladır. Bir kısmı yetiştirilme tarzı olarak
çocukluktan bu yana kendini yeterince ifade edemez. Çatışma
ve gerginlikler karşısında beden dilini daha fazla ortaya
koyar, hasta olduklarını daha sık ifade ederler. İlişkilerde
"Başım ağrıyor" dediklerinde daha kolay kabul görürler.
"Sıkılıyorum" demek yerine "Başım ağrıyor" demeyi tercih
ederler. Psikosomatik hastalıkların oluşum süreci çocukluk
çağına kadar uzanır. Bu insanların kendilerini sözel dille
ifade etmeleri sınırlandırılmıştır. Bu gibi durumlar daha
çok ilk çocukluk döneminden sonra, okul çağında görülür.
Psikolojik ve sosyal travmalar, bu hastalıkların ortaya
çıkmasını kolaylaştırır. Kişinin yaşamında bir şeyler iyi
gitmediği zaman psikosomatik hastalıklar da ortaya çıkar.
Sınav, boşanma ya da evlenme dönemleri psikosomatik
hastalıkları daha belirgin hale getirebilir.”
Bir teoriye göre, her psikosomatik bozukluk için özel
kişilik tipleri söz konusudur. Örneğin A tipi kişilikler,
hızlı sürücüdürler, saldırgandırlar, kolay öfkelenirler ve
kalp hastalıklarına yatkındırlar. Anksiyeteye yol açan
bilinçaltı ve bilinçdışı çatışmalar, merkezi sinir sistemini
etkiler ve özel bir hastalık ortaya çıkarır. Mesela,
bastırılmış duygular ve çatışmalar, mide ülserine yol açar.
Bir başka varsayıma göre, uzun süren bir stres, fizyolojik
değişmelere yol açar ve bedensel hastalık ortaya çıkarır.
Her insan kalıtımsal olarak strese daha hassas bir organa
sahiptir. Bazı kişilerde kalp rahatsızlığı, bazılarında mide
hastalığı kalıtımsal olabilir. Bazı hastalıkların kalıtımsal
olarak nesilden nesile geçmesinin nedenlerinden bir tanesi
de bu tür yatkınlıklar olabilir. Kronik olarak anksiyeteli
ve depresyonlu kişiler, bedensel ya da psikosomatik hastalık
çıkarma konusunda daha duyarlıdır. Selye’nin
tanımladığı “genel uyum sendromu”na göre, uzamış streslerin
ardından, bedenin tüm özel olmayan sistemik reaksiyonları,
değişik organ sistemlerinde doku hasarına yol açan aşırı
kortizol salgılanımına yol açar.
Bu hastalıkların tedavisinde, ruhsal ve bedensel
tedavi birlikte yürütülmelidir. Bazı hastalar, “madem
tansiyonum ruhsal kökenli,
o
halde dahiliye uzmanına gitmeme gerek yok” düşüncesine sahiptir; bu düşünce yanlıştır.
Psikosomatik bozukluklara, kalp spazmı, kalp damar
hastalıkları, kalp ritim bozuklukları, astım, tansiyon
yüksekliği, bazı bağırsak hastalıkları, bazı iç salgı bezi
hastalıkları (tiroid bozuklukları gibi), bazı cilt
hastalıkları, aşırı şişmanlık, mide ülseri, alerjik
hastalıklar örnek olarak verilebilir.
Bir Örnek Olay
“Orta yaşta eğitimli, görgülü, varlıklı bir kadının sağ elinde
dayanılmaz ağrı nöbetleri oluyordu. Bu ağrılar olduğu zaman
hasta yerinde kıvranıyor ve gerçekten büyük bir acı çektiği
görülüyordu. Bu ağrı için A.B.D ‘de en yetkili kliniklerde
bir çok incelemeler yapılmış, fakat hiçbir bozukluk
bulunamamıştı. Bütün bu incelemelerden sonra hastayı
gördüğümüzde bu ağrının psikolojik olabileceğini
düşünmemiştim. Görüşme sırasında hastada çok şiddetli bir
ağrı nöbeti ortaya çıktı. Hastayı bir dakika, kıvranırken
ağrısı ile baş başa bıraktım. Hasta birden “doktor bey,
elimi tutunuz” dedi. Ve hastanın elini tuttuğumda ağrı hemen
dindi. Bu belki bir refleks dinmesi olabilirdi. Fakat hasta
elini kendisi tuttuğu zaman böyle bir dinme olmuyordu. Ancak
kocası ya da yardım beklediği bir doktor elini tuttuğu zaman
ağrı nöbetleri durabiliyordu. İşte böyle bir durumda ileri
derecede sembolik bir anlamı olan bu ağrıya psikojenik ağrı
diyebiliriz. Hasta gerçek yaşamında elinden tutularak yardım
edilmesini çok bekleyen fakat gururuna yedirip, bu derin
gereksinimini bir türlü açığa vuramayan bir kişi idi.”
( Kaynak:Ruh sağlığı ve bozuklukları, Prof.Dr.Orhan Öztürk )
Psikosomatik hastalık kavramı DSM-4 El Kitabı'nda
somatoform bozukluk olarak kullanılmaktadır. (DSM-4 El
Kitabı psikiyatrik hastalıkların kriterlerini içeren bir
kitaptır.) Yazının bundan sonraki kısmında “psikosomatik
hastalık” yerine “somatoform bozukluk” kavramı
kullanılacaktır.
DSM-4;
somatoform bozuklukların bir alt grubu olan “Somatizasyon
Bozukluğunu” şu şekilde tarif eder:
"Somatizasyon Bozukluğu, birkaç yıllık bir dönem içinde
ortaya çıkan, tedavi arayışlarıyla devam eden, sosyal veya
mesleki işlevlerin bozulmasıyla sonuçlanan çok sayıda fizik
yakınma öyküsünün beraberce olmasıdır."
Bu tanım sizlere çok olağan dışı gelmeyebilir. Tanımlamaya devam
edelim:
Somatizasyon bozukluğu tanısının konması için aşağıdaki
tanı ölçütlerinden her biri karşılanmış olmalıdır:
Ø
Dört ağrı belirtisi (en az dört ayrı yer veya işlevle
ilişkili ağrı) (baş ağrısı, karın ağrısı, kollarda
bacaklarda ağrı, menstruasyon (adet kanaması) ağrısı, idrar
yaparken yanma gibi)
Ø
İki sindirim sistemi belirtisi (bulantı, şişkinlik, gebelik
dışında kusma, ishal, yiyeceklerin dokunması gibi)
Ø
Bir cinsel işlev veya genital sistem belirtisi (adet
düzensizliği, adet kanamalarının normalden fazla olması,
erkekte iktidarsızlık, kadında ve erkekte cinsel isteksizlik
gibi)
Ø
Bir nörolojik belirti (denge bozukluğu, bölgesel felç veya
güç azalması, yutma güçlüğü veya boğazda düğümlenme hissi,
dokunma duyusunun yitirilmesi, çift görme, körlük, sağırlık,
bilinç yitimi (bayılma dışında kalan) gibi)
Ø
Tıbbi muayene, laboratuar incelemeleri ve görüntüleme
yöntemleri sonucunda saptanan organik bir bozukluk yoktur
veya saptanan organik bozukluk, belirtileri
açıklayamamaktadır.
Ø
Hasta alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı
değildir.
Ø
Psikiyatrik inceleme bu belirtilerin amaçlı olarak ortaya
çıkarılmadığını düşündürmektedir."
Bu tanımlamadan çıkaracağımız çok şey var:
-Yukarıda sayılan belirtilerin önemli bir kısmının zaten
psikolojik olarak ortaya çıkabileceği bilinmektedir: baş
ağrısı, mide ağrısı, kabızlık gibi belirtilerin "psikolojik"
olabileceği o kadar da mantıksız görünmemektedir.
-İlginç olanı, nörolojik belirtilerde olduğu gibi körlük,
sağırlık, nörolojik kayıp, denge kaybı gibi ciddi
belirtilerin de bazı durumlarda organik belirtilerle
ilişkisiz olabileceği yani daha basit bir anlatımla
"psikolojik" olabileceğidir. Yani tıbbi hastalıklarda ortaya
çıkan belirtilerin tüme yakını ruhsal süreçler tarafından da
ortaya çıkarılabilmektedir!
Ruhsal Süreçlerin Bedensel İşlevleri Etkilemesi Nasıl
Açıklanabilir?
Sigmund Freud'un ilk olarak tarif ettiği ve daha sonradan
genişletilen bilinçdışı savunma mekanizmalarından biri olan
somatizasyon kavramı, yukarıdaki soruya kısmi bir açıklama
getirmektedir.
Bilinçdışı savunma mekanizmaları, basit bir anlatımla
bilincimizi "zorlayan" olaylar karşısında psikolojik
bütünlüğümüzü korumak için bilinçdışımızın bizim isteğimiz
ve bilgimiz dışında aldığı bir dizi önlemdir. Bu savunma
mekanizmaları genellikle amacına ulaşır ve örnek olarak
bastırma adı verilen savunma mekanizması "bize ağır
gelebilecek" yaşantıların bilincimizden çıkarılarak
bilinçdışımıza itilmesini sağlar. Neden bulma mekanizması,
başarısızlığımız için "mantıklı" bir neden bularak acı
çekmemizi engeller.
Somatizasyon da bir bilinçdışı
savunma mekanizmasıdır. Bu mekanizmada çoğu "saldırgan"
olarak nitelenebilecek dürtüler çıkış yolu bulamamakta ve
bedene yöneltilerek (bilinçsizce) bedensel belirtilerin
ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Buradan çıkarabileceğimiz en önemli sonuç, bilinçdışının
insan sağlığı üzerinde mutlak bir egemenlik kurabileceğidir.
Elbette bilinçdışımız kontrol dışı çalışan, hiçbir şekilde
yönetilemeyen bir parçamız değildir. Aslında tam tersi biz
günlük hayatımızda bilinçdışımıza adeta emirler veririz:
"Kendimi kötü hissediyorum" dediğimizde bilinçdışımız bunu
"kendimi kötü hissettir" şeklinde bir emir olarak
algılamakta ve bedenimizde bu yönde değişikliklerin ortaya
çıkmasına neden olmaktadır.
Kelimelere dökemediğimiz, ifade edemediğimiz sıkıntılar,
üzüntüler, kırgınlıklar, kızgınlıklar, kayıplar, acılar,
kaygılar ve korkular bazen bedenimizde bir ağrı, bir uyuşma,
bir kist, bir tümör, ya da hastalık olarak dışavurum bulur.
Sonuç
olarak psikosomatik bozukluk söz konusu olduğunda, yapılan
muayene, tahlil ve tetkikler; kişinin bedensel şikayetlerini
açıklayabilecek organik yada fiziksel herhangi bir nedenin
olmadığını ortaya koyar. Bu tür hastalar hastanelerin acil,
üroloji, dahiliye ve jinekoloji servislerine sık sık
gitmelerine , tekrar tekrar tahlil yaptırmalarına karşın,
şikayetlerinin sebebi de tam olarak açıklanamamaktadır.
Genellikle bu tür hastaların hastalıkları “psikolojik
kökenli” olarak açıklanmakta, tedavi için psikolog ya da
psikiyatrlara yönlendirilmektedirler.
Hazırlayan
Savaş SESLİ
Psikolojik Danışman
KAYNAKÇA
1.
“Ruh sağlığı ve bozuklukları”, Prof.Dr.Orhan ÖZTÜRK
2.
“Makale” Serap ALPTEKİN Uzman Klinik Psikolog
3.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana
Bilim Dalı ve Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalı
Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan
|