|
DUYGUSAL ZEKA VAR (MI)?
Duygusal zekayı
tanımlamadan önce duyguyu tanımakla başlayabiliriz.
Duygu, uyarıcılar sebebiyle bizde meydana gelen
fizyolojik ve psikolojik tepkilerdir. İçgüdüseldir,
dürtüseldir, hem sos yo kalıtımla hem de öğrenme yoluyla
sahip oluruz. Gece karanlıkta savunmasız bir şekildeyken
karşımıza çıkan köpek sürüsünden korkmuş isek
varlığımızı koruma içgüdüsüyle, tehlikeden kaçma veya
savaşma dürtüsüyle atalarımızdan bize aktarılan gece
karanlığında köpek sürüsüyle karşılaşmak hayra alamet
bişey değildir! Telkiniyle ve bizim, köpek- ısırmak-
kuduz- acı çekmek – kaçamamak- kendini savunmasız
hissetmek- -çaresizlik- ölüm gibi kavramları
öğrenmemizle ilişkilendirebiliriz.
Duygu her insan da
olduğuna göre evrenseldir. Dünyanın her yerinde de
aynıdır. Afrika’ daki insanlar da bizim gibi
korkuyorlar, avrupadaki insanlar da bizim gibi
seviniyorlar, uzak doğu dakiler de bizim gibi
üzülüyorlar yani verdikleri tepkiler aynı ama sosyo
kalıtımla ve kültürel faktörlerle ilintili olarak
korktukları, sevindikleri, üzüldükleri uyarıcılar farklı
olabilmektedir.
Duygular bilinç
dışıdırlar yani istemsiz olarak meydana gelir. Gelen
uyarıcıyı bilinçli olarak algılarız ama duygu bunun
doğal sonucu olarak ortaya çıkar. Bir yakınımızın
öldüğünü duyduğumuzda bunun iyi bir yaşantı olmadığını
bilinçli olarak anlarız ama üzülme duygumuz
düşüncemizden bağımsız olarak açığa çıkar veya çıkmaz.
Belki düşüncemize göre üzülecek bir durum yoktur.
Şeklindedir.
Duyguların yaşamsal
amacı vardır. Bu amaç kişinin kendisini huzurlu
hissetmesini sağlamaktır. Yüksek miktarda para bulan
biri rasyonel olarak çok sevinip parayı da güle güle
kullanması beklenir ama kişi bu parayı sahibine iade
edilmek üzere polise teslim ediyorsa amaç sadece kendini
huzurlu hissetmek istemesidir. Ayrıca yaşamın devamını
sağlamak da ikincil bir amaçtır. Bunun için de vücut
birtakım fizyolojik değişimler gösterir. Korktuğumuz
zaman kan basıncı kaslarda yoğunlaşır amaç gerekirse
hızlı bir şekilde kaçmak vaya güçlü bir şekilde
savaşmak.
Duygular düşünceden önce
meydana gelir. Uyarıcı- algılama- duygu- düşünce-
davranış şeklinde bir sıralama vardır. Bu sebeple
düşüncemizi etkiler. Duygularımızı da algılarımız
etkiler. duygular irrasyoneldir. Akılcı olmayabilir ama
çıkarcıdır. Bu çıkar da varlığımızın korunmasıdır.
İrrasyonel olması
sebebiyle her zaman makul ve mantıklı karar veremez.
Önyargılıdır, şüphecidir. Benzer olaylarla
karşılaştığında daha önce edindiği ilk izlenimleri yeni
durum da da kullanır ve genelde ilk akla gelenler daha
önceki olumsuz yaşantılar olur. Amaç, organizmayı
korumak.
DUYGUSAL ZEKA!
Duygusal zeka, sosyal
ilişkiler, yaşam faaliyetleri, ikna yeteneği, yaratıcı
düşünme, liderlik becerileri, analitik düşünce, kişisel
gelişim gibi alanlarda kullandığımız duygu temelli
tutum, düşünce, tepki ve davranışları ifade eden son
yıllarda popülitesi giderek artan bir tanımlamadır.
Dolaysıyla duygusal
zekâmız gelişmiş veya gelişmemiş olabilir. Duyguları
tanımak- ifade edebilmek, duyguyu kontrol edebilmek,
empati, iletişim, içgörü, farkındalık gibi kavramlarla
da yakın ilişkisi vardır hatta duygusal zekayı
tamamlayan unsurlardır. Çünkü bu kavramlar doğrudan
duygularımız üzerinde etkisi olan ve onlara yön veren
kavramlardır.
Duyguların
düşüncelerimiz ve davranışlarımız üzerinde nasıl
etkileri var.
Aslında duygusal zeka
yoktur. Bu tanım 1990 lardan sonra kullanılmaya
başlanmış, nlp nin giderek yaygınlaşması sebebiyle ve
isminin kulağa hoş gelmesi sebebiyle ( empati gibi) de
ilgi uyandırmaktadır.
O halde duygusal zekanın
etkilerinden ziyade duyguların etkilerinden söz
edebiliriz. Duygular, bilinçdışı oluşur, şimdiyle
ilgilenir, katıdır- değişime çok açık değildir, negatif-
olumsuz içeriğe odaklı, irrasyonel, kalıplarla ilgilenir
ve uygular.
Düşünce ise bilinçle
oluşur, gelecekle de ilgilenir, esnektir -değişime
açıktır, pozitif- olumlu içeriğe odaklıdır, verilerle
ilgilenir, rasyoneldir ve düşünür.
Örneğin sokakta
gördüğümüz ama hiç tanımadığımız birini ayakkabılarına
bakarak (hiçbir tutarlı, rasyonel ve objektif kriterlere
uymayacak bir şekilde) olumlu veya olumsuz bir
kotagoriye yerleştirebiliriz.
İnsanlar bazen
–bilmiyorum- düşünmem lazım- gibi cümleler kullanır,
neden?
Çünkü; insanlar
kendilerini ve yaptıklarını anlamlandırmak isterler.
Beynimiz dev bir saklama ve yorumlama deposudur ve bu
depo içinde olumsuz hatıralar-yaşantılar en dikkat
çekenlerdir. Dolaysıyla – düşünmem lazım- bilmiyorum-
gibi cümlelerde olumsuz hatıralarla kodlanacağı için
muhtemelen cevap – hayır- olacaktır.
Yapılan araştırmalarda
sorunu bir kez inceleyen kişilerin doğru karar vermesi,
sorunu uzun süre inceleyenlerden daha fazladır. Sebebi
de olumsuz yaşantıların hatırlanması ve tekrar yaşanmak
istenmemesi. Örneğin Merkezi çoktan seçmeli sınavlarda
doğru şıkkı kesin ve net bir şekilde bilmiyorsak bize
doğru gelen ilk şıkkı işaretlememişsek, sorunun üzerinde
uzun süre düşünüp işaretlediğimiz şık genelde yanlış
olmaktadır.
İLK İZLENİM MODELİ
Yeni tanıştığımız
kişiler üzerinde iyi bir izlenim bırakmak için yaklaşık
10 saniyemiz var. Görünümüz, beden dilimiz,
ritüellerimiz, simgelerimiz vb. gelecekteki ilişkimizi
belirleyen kalıcı bir unsurdur. Hiç tanımadığımız biri
için – onda beni rahatsız eden bişey var- iyi birine
benziyor-içimde kötü bir his var- dediğimiz olmuştur.
İnsanlar yeni bir
uyarıcı aldıkları zaman onu bir kategoriye yerleştirmek
isterler. Beyin depomuzda geçmiş yaşantı ve hatıralarla
ilişkilendirerek hemen –olumlu- olumsuz- bir kategoriye
yerleştirir. Dolaysıyla yeni gördüğümüz kişiyi saçı,
sakalı, küpesi, tokası, giyimi, rozeti, vb. bakarak 10
saniye gibi kısa süre içinde değerlendirerek bir
kategoriye yerleştiriyoruz. Bu rasyonel ve adil bir
yaklaşım olmasa bile bilinçaltının çalışma şekline
uyumludur.
Bu sebeple imaj
yüzyılımızın en önemli kavramlarından biridir. İnsanlar
etkileyici görünmek için oldukça fazla çaba sarf
etmektedirler. Bu çaba gerçekle gerçek-miş gibi arasında
farkı en aza indiren bir çabadır. Bir anlamda -Tarkan
olmakla adeta Tarkan gibi- farkını sıfıra indiren
çabadır. Moda, kozmetik, estetik, reklam gibi alanlar da
bunun öncüsü konumundadır. Örneğin fiziksel çekiciliği
yüksek (güzel- yakışıklı) kişilere daha fazla olumlu
özellik atfediyoruz. Reklâmlarda fiziksel çekici erkek
ve kadınların kullanılmasının sebeplerinden biri de
budur. Araştırmalarda fiziksel olarak çekici kız
öğrenciler fiziksel çekici olmayan öğrencilerden yazılı
ve mülakat sınavlarında daha yüksek not aldığı görülmüş
ama çoktan seçmeli böyle bir fark görülmemektedir.
KAZANMA- KAYBETME
PRENSİBİ
İnsanların herhangi bir
seçim yapmalarının temelinde rasyonel bir gerekçe
olmayabilir. Kaybetme korkusu, kazanma ihtimalinden daha
güçlü bir motivasyon kaynağıdır. İnsanlar kararlarından
dolayı pişmanlık yaşamak istemezler. Bu sebeple bir şeye
sahip olduklarında daha fazlasını kazanmak için
kazandıklarını kaybetmek istemezler ve kaybettiklerini
geri almak için daha büyük kayıpları risk alırlar.
Örneğin var mısın yok musun tarzı yarışmalarda bunu çok
açık görürüz.
DÜŞÜNSEL UYUMSUZLUK
PRENSİBİ
İnsanlar Çok fazla
seçenekle karşı karşıya kaldığı zaman karar vermekte ve
tercih yapmakta zorluk çeker. Bu sebeple artık günümüzde
firmalar otomobillerin renklerini 5–6 çeşit renkle
sınırlandırmışlardır. Hatta bazı mal ve ürünlerde
seçenek sadece 2 renktir. Amaç hedef kitleyi duygusal
bir kararsızlığa düşürmeden çabuk karar vermesini
sağlamak. Yapılan bir araştırmada bir alışveriş
merkezine 2 reçel standı açılıyor 1. standa 25 çeşit
farklı reçel seçenekleri sunuluyor, 2. satanda ise 6
çeşit farklı reçel sunuluyor. Birinci satandı % 60 kişi
ziyaret ediyor % 3 satış yapılıyor, ikinci satandı ise %
40 kişi ziyaret ediyor ama % 30 satış yapılıyor.
REEKTANS DİRENÇ PRENSİBİ
İnsanlar seçimlerine
müdehale edildiği zaman veya vereceği bir karar da
pişmanlık duymamak için direnç gösterirler. Örneğin
elinde bir piyango bileti olan birisine bileti bana sat
dediğimizde muhtemelen alacağımız cevap hayır olacaktır.
Çünkü o kişi sattığı bilete ikramiye çıkması durumunda
duyacağı pişmanlığı asla yaşamak istemez.
ZITLIK TEPKİSİ
PRENSİBİ
Birilerinin bize senin
yerinde olsam şöyle yapardım – öyle yapma , şöyle yap
dediği olmuştur. Peki biz ne yaparız. Genelde önerilenin
tersini yaparız. Yine insanlar bir şeye karar verirken
karşılaştırma yapmak isterler. Bir karar için daha
karışık bir kararı daha basit bir kararla
karşılaştırırlar ve genelde de basit olanı seçerler.
ZAMAN PERSFEKTİFİ
PRRENSİBİ
İnsanların zamana bakış
açısı değişiştiğinde bir şeyle ilgili duyguları ve
seçimleride değişir. Örneğin biryardım kuruluşunda bir
gün gönüllü olarak çalışırmısınız sorusuna yarın %2 , 3
hasfta sonra %40 olarak cevap verilmiş.
ÇEVRELEME PRENSİBİ
Soruların soruluş
şekliinsanların büyük kısmının nasıl cevap vereceğini
etkilemektedir. İnsanlar tercihlerinden dolayı pişmanlık
yaşamak istemezler demiştik. Bu sebeple insanlar
insanlar bir şeye sahip olduklarında daha fazlasını
kazanmak için ellerindekini kaybetmek istemezler ve
kaybettiklerini geri almak için daha büyük kayıpları
risk alırlar. Kumarhaneler, yarışmalar
Bir araştırmada 600
kişiyi öldürecek bir salgın olduğu dört farklı proğram
uygulanabileceği anlatılıyor.
1. seçenekte,
A programı uygulanırsa
200 kişi kurtulacak
B programı uygulanırsa %
33 herkes kurtulacak %66 hiç kimse kurtarılamayacak.
Soru bu şekilde
sorulduğunda % 72 a programını tercih edeceğini
belirtiyor.
2. seçenekte,
C programı uygulanırsa
400 kişi ölecek
D programı uygulanırsa %
33 kimse ölmeyecek % 66 herkes ölecek
Soru bu şekilde
sorulduğunda da % 78 D programını tercih edeceğini
belirtiyor.
Aslında burada A ve C
seçenekleri ile B ve D seçenekleri aynı anlama
gelmektedir ama sorunun soruluş şekline göre, denekle A
seçeneğini C ye, D seçeneğini de B ye tercih
etmişlerdir.
KITLIK YASASI
PRENSİBİ
İnsanlar bir şeyin az
bulunduğunu düşündüğünde onun bol bulunduğunu düşündüğü
döneme göre daha fazla değerli bulur örneğin uzun
süredir vitrinde gördüğünüz ve almayı düşündüğünüz bir
ürüne -son bir tane kaldı- uyarısını gördüğünüz zaman o
ürün çok değerli bir ürün haline gelecek ve muhtemelen
alacaksınız.
TUTARLILIK YASASI
PRENSİBİ
İnsanlar bir konuda bir
görüş belirtmişse bir karar, tutum inanç geliştirmişse
genelde bundan vazgeçmeme eğiliminde olmaktadır. Bir
araştırmada çok güzel gözükmeyen bir yemek gösteriliyor
deneklere deneklerin yemeği yemeden önce kararlarını
yazmalarını ve araştırmacıya vermeleri isteniyor. Yazılı
gurup yemeği Başlangıçta % 100 olumsuz olarak niteliyor.
Sonra yemek tekrar tekrar yeniyor ama başlangıçta
görüşünü yazılı verenlerin % 75 i yemeği olumsuz olarak
nitelemeye devam ediyor. Yazılı olarak görüşünü
belirtmeyen gurup ise başlangıçta % 100 olumsuz nitelen
yemeği tekrar tekrar yediğinde görüşü büyük oranda
değişiyor % 36 olarak olumsuz olarak nitelemeye
başlıyor.
GENEL OLARAK
1.
İnsanlar duygusal olarak verdikleri kararları
rasyonalize etmeye çalışırlar.
2.
insanlar tercihlerinden dolayı pişmanlık yaşamak
istemezler.
3.
insanlar riskli gördükleri şeyleri göz ardı etme
eğilimindedirler.
4.
insanlar mantıksal olmasa bile kesin olanı tercih
ederler.
5.
insanlar genelde kararsızlıktan hoşlanmazlar bir
karar alıp rahatlamak isterler.
6.
insanların kararları soruların soruluş şekline
göre değişebilir.
7.
pozitif duygular genelde doğru kararlara
ulaştırır.
Not. Kevin Hogon’ un
Etkileme sanatı adlı kitabından yararlanılmıştır. |